Beş kıtada 74 tatlı su rezervuarından derlenen verileri analiz eden yeni bir araştırma, "sonsuz kimyasallar" olarak da bilinen PFAS bileşiklerinin küresel ölçekte yaygın biçimde rastlandığını, ancak birikim biçimlerinin kıtalara göre belirgin şekilde farklılaştığını ortaya koydu. Z-F. Guo ve ekibinin Water Research dergisinin 2026 yılı 289. sayısında yayımladığı çalışma (doi: 10.1016/j.watres.2025.124940), anyonik PFAS kirliliğinde üç belirgin örüntü tanımladı. PFAS, 10 binden fazla sentetik kimyasalı kapsayan ve çevredeki kalıcılığı ile hareketliliği nedeniyle "sonsuz kimyasallar" olarak anılan bir madde grubudur. Birçok endüstriyel ve tüketici uygulamasında kullanılarak üretimden atıma kadar ürün yaşam döngüsünün tüm aşamalarında salınıyor ve uzun süreli maruziyet insan sağlığı ile çevre için risk oluşturuyor.
Araştırmacılar, mevcut PFAS verilerinin sınırlı, parçalanmış ve coğrafi olarak dengesiz dağıldığını belirterek bu bilgi boşluğunu gidermek amacıyla "DIM" adını verdikleri veri odaklı bir iş akışı geliştirdi. Veri derleme, eksik veri tamamlama ve çok ölçekli istatistik adımlarını birleştiren bu çerçeve, eksik ya da tutarsız verileri hesaba katarak kirlilik örüntülerini ve olası kaynakları farklı mekânsal ölçeklerde değerlendirmeyi sağlıyor. İncelenen anyonik PFAS bileşikleri negatif yüklü atom içermeleri nedeniyle su ekosistemlerinde yüksek hareketlilik gösteriyor ve organizmalar içinde zamanla birikerek yoğunlaşma potansiyeli taşıyor. Tatlı su rezervuarlarının inşası ise nehir ağlarını parçalayarak malzeme taşınımını değiştiriyor ve kirleticilerin birikmesine özellikle yatkın kapalı ortamlar yaratıyor. Rezervuarların hem içme suyu kaynağı hem de sucul yaşam alanı olması bu durumu önemli bir endişe kaynağı yapıyor.
Kıtasal farklılıklar
PFAS dünya genelindeki tatlı su rezervuarlarında yaygın biçimde rastlanıyor. Ancak dağılımı tekdüze değil. Kıtalar PFAS izlemesinde farklı yönleri önceliklendiriyor: Asya'da yüzey sularına, Avrupa'da sedimentlere, Kuzey Amerika'da balıklara odaklanılıyor. İzlemenin genişliği ve sıklığındaki farklılıkların yanı sıra kimyasalların geçmişteki kullanımı, düzenleme ve atık yönetimi uygulamaları da bu ayrımı şekillendiriyor. Elde edilen verilere göre Avrupa'da balık dokularında en yüksek PFAS biyoakümülasyonu ölçüldü. Asya rezervuarlarında yüzey suyunda en sık PFAS saptanması gerçekleşti. Afrika'da ise yalnızca beş rezervuarın değerlendirilmesine karşın en sık rapor edilen 14 PFAS bileşiğinin konsantrasyonları görece yüksek çıktı. Bu durum, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki maruziyet risklerinin yeterince anlaşılmamış olabileceğini düşündürüyor.

Üç kirlilik biçimi
Araştırma üç farklı kirlilik örüntüsü tanımlıyor:
- Erken evre kirliliğiPerflorooktanoik asit (PFOA) baskın olup evsel ve endüstriyel atık su deşarjıyla bağlantılı olarak beş kıtada da görüldü. Sediment ve balıkta düşük, suda orta düzey konsantrasyonlar ölçüldü.
- Devam eden kirlilikHem PFOA hem perflorooktan sülfonat (PFOS) baskın olup karma kaynaklı ve ağırlıklı olarak Asya'da endüstri bölgeleri ve kentsel yüzey akışıyla bağlantılı olarak saptandı. Su, sediment ve balıkta yükselmiş PFAS düzeyleri görüldü.
- Geçmişten kalma birikimPerflorobütanoik asit (PFBA) baskın olup atmosferik çökelme, endüstriyel deşarj ve iç döngüden kaynaklanıyor. İç döngü, kimyasalların çevre içinde yeniden dağılıp dolaşması anlamına geliyor. Ağırlıklı olarak Avrupa ve Doğu Çin'de görüldü. Sediment ve balıkta en yüksek PFAS yükü bu bölgelerde ölçüldü ve daha kısa karbon zincirine sahip PFAS bileşikleri öne çıktı.
Kısa zincirli PFAS endişesi
Kısa zincirli PFAS bileşiklerinin öne çıkması araştırmacıları endişelendiriyor. Bu bileşikler daha az biyoakümülatif olsa da yüksek hareketli ve kalıcıdır. Yüzey suyu ile atmosfer arasında geçiş yapmaya yatkındır ve geleneksel arıtma yöntemlerine direnç gösterir. Daha sıkı ve yaygın kısıtlamalara tabi tutulan uzun zincirli PFAS'ların yerine ikame olarak son yıllarda hızla yaygınlaştılar. Avrupa Birliği'nin (EU) katı REACH ve kalıcı organik kirletici düzenlemeleri de uzun zincirli PFAS'ları kapsayan kısıtlamalar arasında yer alıyor. Bu düzenlemeler insan sağlığını ve çevreyi kimyasal risklerden korumayı amaçlıyor.
AB'nin düzenleme çerçevesi
Avrupa Birliği içinde bazı PFAS bileşikleri Avrupa Kimyasallar Ajansı (European Chemical Agency) tarafından çok yüksek endişe kaynağı maddeler olarak tanımlanıyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (European Food Safety Authority) gıdalarda PFAS için tolere edilebilir haftalık doz yönergeleri belirledi. İçme Suyu Direktifi (Drinking Water Directive) ise üye devletlerin içme suyundaki PFAS düzeylerini AB limitlerine uygun biçimde izlemesini gerektiren kuralları yakın zamanda yürürlüğe koydu. AB en zararlı PFAS maddelerinin bir kısmını halihazırda yasakladı. Yangın söndürme köpüklerindeki tüm PFAS'ları kapsayan bir REACH kısıtlaması bulunurken diğer kullanımlara yönelik kısıtlama süreci de devam ediyor. 2025'te kabul edilen Kimya Sanayi Eylem Planı (Chemicals Industry Action Plan) alternatifi bulunan alanlarda PFAS'tan uzaklaşmayı desteklemeyi amaçlıyor.
Araştırmacılar bulguların dünya çapında PFAS izleme ve raporlamasındaki kritik bilgi boşluklarını ortaya koyduğunu vurguluyor. İnsan, hayvan ve ekosistem sağlığını dengeli biçimde ele alan birleşik bir "Tek Sağlık" yaklaşımı çerçevesinde uluslararası iş birliğiyle bu boşlukların kapatılması ve etkili PFAS yönetişiminin desteklenmesi gerektiğini belirtiyorlar.
