Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin (Convention on Biological Diversity) 17. taraflar konferansı 19 Ekim'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da açıldı ve 30 Ekim'e kadar devam edecek. Zirve, 2022'de imzalanan Kunming-Montreal Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesinin 23 eylem odaklı küresel hedefinden ilk setin sürelerinin tam ortasına denk geliyor. Tarafların 2030'a kadar kara ve deniz alanlarının %30'unu koruma altına alma hedefi olan 30x30 ise belirgin biçimde geride kalıyor; Afrika'nın bu amaca ulaşması için kara ve deniz alanlarının yaklaşık %15'ini daha koruma altına alması gerekiyor.

BM'nin Biyolojik Çeşitlilik Eylem Durumu Raporu, ülkelerin yarısından azının kendi belirlediği biyolojik çeşitlilik hedeflerine ulaşma yolunda olduğunu ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, rapora eşlik eden açıklamada "Rapor, finansman, kapasite, işbirliği ve veri dahil ilerlemenin kritik unsurlarının çoğunun hâlâ eksik olduğunu gösteriyor" dedi. Guterres, "Doğa iyi niyetlerle gelişmez" uyarısında bulunarak raporun sunduğu kanıtlarla biyolojik çeşitlilik kaybının durdurulup tersine çevrilebileceğini ve tüm insan yaşamının dayandığı doğal temellerin güvence altına alınabileceğini söyledi.

Afrika, biyolojik çeşitlilik açısından dünya sahnesinde kritik bir ağırlık taşıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Madagaskar ve Güney Afrika, her biri en az 5 bin endemik bitki türüne ev sahipliği yapan 17 mega çeşitlilik ülkesi arasında yer alıyor. Ancak üçü de Kunming-Montreal çerçevesinin 2024 için öngördüğü ulusal biyolojik çeşitlilik stratejisi son tarihini karşılayamadı; Güney Afrika hâlâ bir eylem planı sunmadı.

Maasai dancers in the Ngorongoro Conservation Area, Tanzania 01.jpg — "Maasai dancers in the Ngorongoro Conservation Area, Tanzania 01.jpg" by Rwebogora, CC BY-SA 4.0, via Wikimedia Commons

Finansman açığı, Afrika hükümetlerinin Erivan'daki en sık gündem maddesini oluşturuyor. Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e 2025'e kadar yılda 20 milyar dolarlık kamu finansmanı akması öngörülmüştü ancak bu gerçekleşmedi. Haziran'da Kenya'nın Mombasa kentinde düzenlenen Our Ocean Konferansı 6,4 milyar dolarlık yeni taahhütle kapandı. Buna karşılık 2014'ten bu yana Afrika okyanuslarını korumak için verilen sözlerin bilançosu çarpıcı biçimde ortaya çıktı: 14,3 milyar dolar vaat edildi, yalnızca 5,8 milyar doları ödendi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), uluslararası kamu kaynaklı biyolojik çeşitlilik finansmanının 2018-2020 dönemine göre 2023-2025 döneminde %94 arttığını ve yıllık tutarın 16 milyar doları biraz aştığını hesaplıyor. Kamu ve özel tüm harcamalar yılda 75-92 milyar dolar bandında kalıyor; bu tutar, çerçevenin 2030 için koyduğu yıllık 200 milyar dolarlık hedefin çok altında bulunuyor. Çevreye zarar veren faaliyetlere ise yılda yaklaşık 2 trilyon dolar sübvansiyon harcanıyor. Kunming-Montreal çerçevesi bu desteklerin 2030'a kadar yılda 500 milyar dolar azaltılmasını öngörüyor; ancak zararlı teşviklerin yalnızca belirlenmesi için konulan 2025 tarihi kaçırıldı. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsüne (International Institute for Sustainable Development) göre sözleşmeye taraf ülkelerin yarısından azı öz raporlarında zararlı sübvansiyonları azaltmaktan söz ediyor.

Koruma alanlarının genişletilmesi, yerli halkların hakları açısından da ciddi gerilimler barındırıyor. Azınlık Hakları Grubunda (Minority Rights Group) dava ve savunuculuk sorumlusu Stefania Carrer, 2024'te Cali'deki COP16 öncesinde verdiği demeçte "Dünya genelinde koruma alanları yaygın tahliyelere, açlığa, kötü sağlık koşullarına ve insan hakları ihlallerine yol açtı" dedi. Carrer, 30x30 hedefine ulaşma çabasının dünya çapında "kale koruma" projelerini artıracağı ve bunun kaçınılmaz olarak bu ağır hak ihlallerini çoğaltacağı endişesini dile getirdi. Cali'deki zirve sürerken Ngorongoro Koruma Alanında (Ngorongoro Conservation Area) yaşayan yerli Maasai evlerinden şiddet kullanılarak çıkarıldı. Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (Committee on the Elimination of Racial Discrimination) geçen ay tahliyelerin durdurulması, hakların ve alana erişimin yeniden sağlanması çağrısını yineledi.

A man with cattle. — Image courtesy of Moreangels Mbizah / Wildlife Conservation Action.

Yerli topluluk savunucuları, Erivan'da yaşamları ve geçim kaynakları söz konusu alanlara doğrudan bağlı olan yerli halkların ve yerel toplulukların yalnızca "paydaş" değil "hak sahibi" olarak tanınmasını talep ediyor. Dünya genelindeki koruma alanlarının yaklaşık %5'ini oluşturan "diğer etkili alan bazlı koruma önlemleri" (OECM), toplulukların sürdürülebilir balıkçılık, ormancılık ve tarımı sürdürmesine izin veren bir model olarak öne çıkıyor. Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yerli Forumu (International Indigenous Forum on Biodiversity), Kunming-Montreal çerçevesinin Yerli ve Geleneksel Toprakları koruma alanlarının ve OECM'lerin yanında ayrı bir yol olarak tanımasını ve böylece finansmanın doğrudan yerli topluluklara akıtılmasını istiyor. BM'nin Biyolojik Çeşitlilik Eylem Durumu Raporu da çerçevenin hedeflerine yalnızca hükümet eylemleriyle ulaşılamayacağını kabul ediyor ve planlama, uygulama ile izleme süreçlerinde kadınların, gençlerin ve yerli halkların haklarının ve ihtiyaçlarının anlamlı biçimde tanınması çağrısında bulunuyor.

Koruma alanlarının yerel topluluklara somut yarar sağlayabildiğine dair kanıtlar da birikiyor. Tanzanya hükümetinin 1990'larda balıkçılıktaki gerilemeye yanıt olarak kurduğu deniz koruma alanları üzerine yapılan bir araştırma, bu alanların yakın köylerdeki insanların gelirlerini çeşitlendirmesine ve yaşam standartlarını yükseltmesine yardımcı olduğunu gösterdi. Kenya'da büyük memelilerin yarısından fazlası milli parkların ve rezervlerin dışında yaşıyor; bu durum topluluk öncülüğündeki ve özel koruma alanlarının büyümesini besliyor. Ancak bu deneyimler kendiliğinden ölçeklenmiyor ve yerli halklar ile yerel toplulukların etkin katılımı olmadan resmi korumanın genişletilmesi ciddi riskler taşıyor.

Finansmanın kime ulaştığı da tartışılıyor. ABD merkezli kâr amacı gütmeyen kuruluş Maliasili'nin portföy finansmanı direktörü Resson Kantai Duff, 2023'te yaptığı açıklamada "Küresel düzlemde koruma finansmanını ve karar alma süreçlerini yerelleştirme yönünde bir eğilim var" demişti. Duff, çok taraflı çevre anlaşmalarının yerli halkların ve yerel toplulukların iklim değişikliği ile koruma sorunlarının çözümündeki kilit rolünü tanımaya başladığını da belirtmişti. Maliasili'nin büyük uluslararası sivil toplum kuruluşları ile Afrika'daki yerel örgütler ve topluluklar arasındaki ilişkiyi inceleyen raporuna katılan Afrikalı koruma liderleri, bazı iş birliklerinin kendilerini geride tuttuğunu ve yerel halka daha fazla söz hakkı verecek biçimde değiştirilebileceğini anlattı.