İzmir 7. İdare Mahkemesi, Karaburun ilçesine bağlı Yaylaköy'de yaklaşık 6 bin zeytin ağacının bulunduğu tarlaya yapılmak istenen güneş enerji santrali (GES) projesine ilişkin imar planları ile yapı ruhsatının yürütmesini 24 Eylül 2026'da durdurdu. Mahkeme, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının düzenlediği imar planları ile Karaburun Belediyesinin verdiği yapı ruhsatının yürütmesini durdurdu. Kararda, zeytinliklerin enerji üretim alanına dönüştürülmesinin hukuka ve kamu yararına aykırı olduğu belirtildi.
Projeyi Lodos Karaburun Elektrik Üretim A.Ş. yürütmek istiyor. Davayı Yaylaköy köylüsü Mustafa Şenbahar ile Küçükbahçe Mahallesi Muhtarlığı açtı. Şenbahar, 2007 yılında Maliye Hazinesinden zeytin ağaçlandırması amacıyla kiraladığı kıraç araziyi yıllar içinde zeytinliğe dönüştürmüştü. Küçükbahçe Mahallesinin meraları ise proje sahasında kalıyor.
Mahkeme, Yaylaköy'ün doğusundaki zeytinliklerin ve zeytin yetiştirmeye uygun özel ürün arazilerinin tamamının Özel Çevre Koruma Bölgesi olduğunu dikkate aldı. Söz konusu alanların tarımsal niteliği korunacak özel ürün arazileri olduğu da gözetilerek, projenin şehircilik ve koruma ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığına hükmetti.
Altıparmak Hukuk Bürosu adına açıklama yapan Avukat Cem Altıparmak, aynı projenin daha önce verilen ÇED Olumlu kararının da iptal edildiğini hatırlattı. ÇED davası sürerken GES firması, ağaçlandırma sahasındaki zeytin ağaçlarını yasa dışı biçimde kesti. Bu kesime ilişkin Karaburun Asliye Ceza Mahkemesinde açılan ceza davası ile Karaburun Asliye Hukuk Mahkemesindeki tazminat davası halen devam ediyor.
Altıparmak, güneş ve rüzgar enerji santrallerinin karbon salımı yapmasa da devasa arazi kullanımına ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti. Özellikle Ege, Marmara ve İç Anadolu'da binlerce dönüm hazine arazisi, tarım, orman ve mera alanının RES ve GES için şirketlere tahsis edildiğini aktardı. "Atıl arazi" veya "marjinal tarım toprağı" olarak kodlanan bu alanların, yerel halkın hayvancılık yaptığı ve kıraç toprağı zeytinliğe dönüştürerek geçimini sağladığı kadim müşterekler olduğunu vurguladı.
Alanların şirketlere devrinin yerel halkı geçimlik ekonomilerinden kopararak işçileşmeye veya göçe zorladığını ifade eden Altıparmak, bu çatışmadaki çifte standardı da eleştirdi:
"Termik santrallara karşı direnen köylüler haklı olarak kamuoyunda sempati toplayabilirken; bir başka diyardaki köylüler bir sözde 'temiz enerji' projesine karşı kendi meralarını, ormanlarını ve tarım topraklarını savunmaya kalktığında, şirketler ve sivil toplum tarafından 'iklim eylemini yavaşlatan, gerici ve kamu yararını anlamayan' bir kitle olarak damgalanabilmektedir. Bu çifte standart, şirketlerin özel ticari kârlarını 'gezegenin kurtuluşu' gibi yüce bir kamu yararı zırhıyla donatarak, müştereklere el koymanın ve yeşil aklamanın eşsiz bir zeminini sunmaktadır."
