Nairobi Üniversitesi araştırmacısı Nkatha Kabira ile Birleşmiş Milletler Çevre Programında (U.N. Environment Programme) görev yapan Patricia Kameri-Mbote, Environmental Law Review dergisinde Kenya'nın çevresel dönüşümünü kadın, çocuk ve doğa hakları açısından inceleyen bir makale yayımladı. İkili, ülkenin iklim eylemi için görece güçlü bir yasal ve politika çerçevesi kurduğunu, ancak yasal metinlerle sahadaki uygulama ve insanların yaşadığı gerçeklik arasında belirgin bir fark bulunduğunu savunuyor. Araştırmacılara göre adil bir geçiş üç koşula bağlı: çevresel eylemin maliyet ve faydaları adil dağıtılmalı, kararlardan etkilenenler bu kararlarda anlamlı söz hakkına sahip olmalı ve bazı toplulukları çevresel zarara daha açık bırakan tarihsel eşitsizlikler değişen iklime taşınmamalı.

Kenya'nın mevzuatı bu eşitsizliği tümüyle görmezden gelmiyor. İklim Değişikliği Yasası (Climate Change Act), iklim müdahalelerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini ve sosyal içermeyi öngörüyor. Nisan 2025'te sunulan ve 2031–2035 dönemini kapsayan ikinci Ulusal Katkı Beyanı (Nationally Determined Contribution), sera gazı emisyonlarını 2035'e kadar olağan senaryoya kıyasla %35 azaltmayı taahhüt ediyor; gerekli azaltımın %20'si yerli kaynaklarla, %80'i uluslararası destekle karşılanacak. Aynı belge yenilenebilir elektrik üretimini 2035'e kadar %100'e doğru artırmayı ve iklim eylemini toplumsal cinsiyete duyarlı biçimde yürütmeyi de içeriyor. Ulusal Toplumsal Cinsiyet ve İklim Değişikliği Eylem Planı (National Gender and Climate Change Action Plan) ise 2025–2027 döneminde toplumsal cinsiyete duyarlı iklim finansmanını, kadınların iklim kararlarına katılımını ve uyum ile azaltımı destekleyen teknolojilere erişimi önceliklendiriyor. Yine de Anna Fatuma gibi kadınlar için ulusal taahhütlerle günlük yaşam arasındaki mesafe genişliğini koruyor.

Kenya'nın doğusundaki Kitui ilçesine bağlı Tumboni köyünde yaşayan 31 yaşındaki Fatuma, bu uçurumun somut karşılığını oluşturuyor. Kibandaski denilen, düşük gelirli müşterilerin tercih ettiği, sac, kontrplak ya da brandadan yapılmış uygun fiyatlı açık hava lokantalarından birini işletiyor. Dükkânını her gün sabah 6'da açıyor ve yaklaşık akşam 8:30'a kadar yemek pişirip servis ediyor. Menüsündeki en pahalı yemek 250 Kenya şilini, yani yaklaşık 2 dolar ediyor. Fatuma, işletmeyi 2024'te kendisinin ve eşi Sam'in mali durumunu iyileştirme umuduyla kurdu. Pişirme gazının pahalı olduğunu ve burada satın alıp kullanamadığını anlatan Fatuma, odunun daha kolay bulunduğunu ve daha ucuza geldiğini, kömürün ise pahalı olmasına karşın tercih ettiği seçenek olduğunu söylüyor. Odunu çoğu zaman kendisi topluyor ve bu iş sırtında sürekli bir ağrı bırakıyor. Bazı günler lokantayı erken açabilmek için birine para ödeyip odun toplatıyor. "Kamgongo kanauma. Sırtım ağrıyor" diyor ve ekliyor: "Birine odun toplatmak ideal değil ama bazen mecbur kalıyorum. Lokantayı erken açtığımdan emin olmak için de yapıyorum."

Anna Fatuma fixing her solar lantern at her Kibandaski in June 2026. — Image courtesy of Sauti Salama.

Kadın hakları alanında çalışan, hayatta kalanların öncülük ettiği feminist sivil toplum kuruluşu Sauti Salama'nın yönetici direktörü Malkia John, yıllardır Kitui'deki kadınlarla iklim stresi ile bakım emeği arasındaki bağı inceliyor. "Toplumsal cinsiyet rolleri toplumlarımıza o kadar derin işlemiş ki evin bakımıyla ilgili her şey otomatik olarak kadın meselesi sayılıyor" diyen John, Kitui'de kadınların su ve odun toplamak için uzun mesafeler yürüdüğünü, bunu kimi zaman aşırı sıcakta, kimi zaman şafaktan önce ya da hava karardıktan sonra yaptığını anlatıyor. Bu yolculuklar fiziksel yorgunluğun ötesinde riskler de barındırıyor; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve gelir kaybı bunların başında geliyor. Yakıt ve su aramakla geçen her saat, iş kurmaya ya da geçim sağlamaya harcanamayan bir saat anlamına geliyor. Kitui'den 257 kilometre (160 mil) uzaklıktaki Isiolo ilçesinde de kadınlar su getirmek için saatlerce yürüyor ve her gün suyun ne kadarını yıkanmaya, ne kadarını yemeğe, ne kadarını tarıma ayıracağını hesaplıyor. John, ciddi bir iklim müdahalesinin bakım emeği konusunda beş adım atması gerektiğini savunuyor. Ona göre bu adımlar yükün varlığını tanımayı, yükü azaltmayı, kadınlar üzerinde yoğunlaşmak yerine haneler arasında yeniden dağıtmayı, kadınların bakım emeğini sendikalarda ve politika alanlarında temsil etmeyi ve bu emeği ekonomik katkı olarak ödüllendirmeyi kapsıyor. "Kadınların kavurucu güneşin altında odun ararken geçirdiği zamanı kim sayıyor ve karşılığını ödüyor?" diye soruyor.

Fatuma, Sauti Salama'nın İklim ve Bakım projesinden yararlanan kadınlar arasında yer alıyor. Proje, Kitui ve Isiolo ilçelerinde 190'dan fazla güneş feneri dağıttı; fenerler ailelerin aydınlatma masrafını düşürüyor, çocukların hava karardıktan sonra ders çalışmasına imkân veriyor ve kadınlara işlerini yürütmek için daha fazla zaman kazandırıyor. Fatuma, fenerin işini biraz kolaylaştırdığını, çalışma süresini uzattığını ve müşterilerin yemeklerini net görebildiğini söylüyor; gece temizlik yapmanın kolaylaştığını ve kendini daha güvende hissettiğini ekliyor. John ise müdahalenin sınırlarına dikkat çekiyor: "Zorluklar katmanlı. Çoğu zaman tek bir müdahale tüm zorlukları aynı anda tamamen çözemiyor."

İklim uyumu ve finansmanı uzmanı, Afrika Genç Kadınlar İklim Koalisyonunun (Africa's Coalition of Young Women for Climate) eş toplayıcısı Terry Owino da Kenya'nın iklim yönetişiminde ilerleme kaydettiğini kabul ediyor; daha güçlü yasalar, daha fazla eylem planı ve daha geniş yetkili iklim komiteleri bunu gösteriyor. Ancak Owino'ya göre birçok kadın, özellikle Afrika'nın en büyük gecekondu yerleşimi olan Kibera gibi enformel alanlarda yaşayan genç kadınlar, bu ilerlemeyi daha fazla güvenlik ya da güç olarak deneyimlemiyor. Kibera'da iklim değişikliği, şiddetli yağmurun ardından evin su basıp basmayacağı endişesiyle uyanmak, geçilemeyen yollar, artan su maliyetleri, taşan kanalizasyon ve kaybedilen bir günlük gelir anlamına gelebiliyor. Owino, bu durumdaki kadınları yalnızca "kırılgan" diye nitelendirmeye karşı çıkıyor: "Kadınlar doğaları gereği kırılgan değil. Kadınlar sistemler tarafından kırılgan durumlara sokuluyor." Eşitsiz bakım yükünün köklerini sömürgeciliğe dayandıran Owino, sömürge vergilendirmesinin yalnızca erkeklerin ücretli emeğini tanıdığını, kadın emeğini sistematik biçimde değersizleştirdiğini ve iklim politikasının hâlâ hesaplaşmadığı ücretli-ücretsiz emek ayrımını yerleştirdiğini belirtiyor.

Environmental Law Review makalesi katılımı çevresel adaletin merkezine yerleştiriyor; araştırmacılara göre kadınlar yalnızca kararlar alındıktan sonra danışılan taraf olmamalı, yaşadıkları çevreye ilişkin kararları etkileyebilmek için anlamlı fırsatlar bulmalı. Owino da "Kararlar alınmadan önce masada kim var?" diye soruyor. Kadınların Afrika İklim Zirvesi ve COP yan etkinlikleri gibi üst düzey iklim platformlarına deneyimlerini paylaşmak üzere getirildiğini, ancak bu paylaşımın etkiye dönüşmediğini gözlemliyor. Ona göre asıl iş daha erken ve başka yerlerde yapılıyor: Bonn'daki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) yardımcı organ toplantılarında teknik dil taslaklanıyor, göstergeler müzakere ediliyor ve COP sonuçlarının zemini hazırlanıyor. Muhafazakâr bloklar bu toplantılarda toplumsal cinsiyeti ana akımlaştıran dili engelledi ve zirve başladığında önemli kararlar çoktan alınmış oluyor. Kibera gibi topluluklardaki kadınların sellerin nereden başladığını, hangi yolların tehlikeli hale geldiğini ve bir iklim şokunun hane bütçesinde nasıl ilerlediğini ayrıntılı biçimde bildiğini vurgulayan Owino, "Bu sadece toplanacak hüzünlü bir hikâye değil. Bu bir uzmanlık" diyor.

Women collect and stack firewood to sell on the roadside in Baringo county. — Image by Axel Fassio/CIFOR via Flickr (CC BY-NC-ND 2.0).

Mali kısıtlar da tabloyu ağırlaştırıyor. AFRODAD'ın Borç Servisi İzleme raporuna göre Afrika ülkeleri 2023'te hükümet gelirlerinin %54'ünü borç servisine ayırdı; borç ödemeleri eğitim, sağlık, sosyal koruma ve iklim harcamalarının toplamını %50 aştı. Bu rekabet eden talepler, hükümetlere iklim uyumuna ve işçilerle toplulukları koruyan bir geçişe yatırım yapmak için daha az mali alan bırakıyor. Owino'ya göre başka yerlerde tasarlanmış iklim çerçevelerini Afrika'nın ekonomik gerçeklerini hesaba katmadan uygulamak, karbonsuzlaşmanın maliyetini, bu yükü taşımaya en az donanımlı topluluklara yükleme riski taşıyor. Owino karbon piyasalarına da sert eleştiri yöneltiyor: Küresel Güney'de geniş arazileri emisyonlarını dengelemek için kullanırken kirletmeye devam eden şirketler iklim krizini çözmüyor, ona kılıf satın alıyor.

Afrika Genç Kadınlar İklim Koalisyonu, kasım ayında Türkiye'de yapılacak COP31 öncesinde bir talep seti hazırlıyor. Koalisyon bu çalışmayı politika boşluklarına ilişkin masa başı incelemesine ve kıtadaki genç kadınlardan yaşanmış deneyim taleplerini toplayan bir Google formuna dayandırıyor. Akreditasyon kotaları ve finansman engelleri genç Afrikalı kadınların müzakerelere erişimini belirgin biçimde azalttı, ancak koalisyon dilin hâlâ değişime açık olduğu alanlarda varlığını güçlendiriyor. Owino, "Zaten adaletsiz bir sisteme kadınları eklemek onu adil yapmaz" diyor.

Kenya'nın Ulusal Toplumsal Cinsiyet ve İklim Değişikliği Eylem Planı 2025–2027 dönemi için somut hedefler koyuyor: iklim finansmanı konusunda 1000 kişinin kapasitesini geliştirmeyi, toplumsal cinsiyete dayalı iklim etkileri üzerine topluluk temelli eğitimle 1000 kişiye daha ulaşmayı ve 470 kadın ile özel ilgi grubunun toplumsal cinsiyete duyarlı finansman mekanizmalarının tasarımına ve uygulanmasına katılımını sağlamayı öngörüyor. Plan, iklim değişikliği komitelerinde üçte iki toplumsal cinsiyet ilkesine uyumu izliyor ve yalnızca ilk yıl için 80 milyon şilin (616.000 dolar) bütçe ayırıyor. Ancak bu hedefler, kadınların gündem yazıldıktan sonra koltuk doldurmak yerine kararları biçimlendirecek kadar erken sürece katılacağını garanti etmiyor.

Fatuma için güneş feneri işini kolaylaştırsa da sırt ağrısı sürüyor. Fener dağıtılan diğer kadınların çocukları gece geç saatlere kadar rahatça ders çalışabiliyor; bu küçük ama gerçek bir değişime işaret ediyor. Yine de aynı kadınlar su için aynı mesafeleri yürüyor, günün sonunda yine bitkin düşüyor ve onları bu hale getiren emek hâlâ resmi olarak tanınmıyor.