Onlarca yıl kıyılardan geri çekilen mangrov ormanları, dünya genelinde yeniden alan kazanıyor. Science dergisinde haziran ayında yayımlanan yüksek çözünürlüklü uydu analizi, bodur ve tuza dayanıklı bu ağaçların "beklenmedik bir genişleme" yaşadığını ortaya koydu. Eylül ayında Küresel Mangrov İttifakı (Global Mangrove Alliance) çatısı altındaki sivil toplum kuruluşlarının yayımladığı Dünya Mangrovlarının Durumu raporu da aynı yönü işaret etti. Raporun ortak yazarı Doğa Koruma Vakfından (The Nature Conservancy) Mark Spalding, mangrovların artık yıldan yıla alan kazandığını söyledi.

Science çalışması, 2010 ile 2023 arasında yaklaşık 3200 mil karelik yeni mangrov büyümesinin 2400 mil karelik kaybı geride bıraktığını tespit etti. Küresel mangrov örtüsü böylece 1980'lerde görülen düzeye döndü. Çalışmanın başyazarı Tulane Üniversitesinden Zhen Zhang, önceki değerlendirmelerin son 15 yıldaki kazanımları "önemli ölçüde eksik tahmin ettiğini" söyledi. Her iki çalışmada da yer alan Aberystwyth Üniversitesi uzaktan algılama analisti Pete Bunting, bulguların son kırk yıla ilişkin bugüne kadarki en ayrıntılı mangrov uydu analizinden çıktığını belirtti. Çalışmalara katılmayan Queensland Üniversitesi kıyı ekolojisti Catherine Lovelock ise "Bu eşsiz ekosistemler ilk kez gerilediklerinden daha hızlı genişliyor" dedi.

Kıyının koruyucu ağacı

Mangrovlar, akıntısı yavaş, don olmayan ve tortu bakımından zengin sığ gelgit sularına tutunan özelleşmiş kökleriyle evrilmiş ağaçlardır. Oluşturdukları ormanlar balanuslardan kaplanlara uzanan canlıları barındıran biyolojik çeşitlilik odakları ve okyanuslar için balık kreşleri işlevi görüyor. Kıyı topluluklarına yengeç ve kabuklu deniz ürünleri sağlıyor, fırtınalarda rüzgârı ve gelgit kabarmalarını emerek, hatta tsunamilerin enerjisini azaltarak koruyucu bariyer oluşturuyor. Bu ağaçlar yakındaki tropikal yağmur ormanlarının genellikle dört katı karbon depoluyor.

Kazanımların arkasındaki tortu

Bunting, kazanımların çoğunun nehir ağızlarında ve deltalarda oluştuğunu, bunu da karadan gelen tortu akışının yönlendirdiğini söyledi. Okyanusa ulaşan tortu çamur bankları oluşturuyor, mangrovlar bu yeni yüzeyleri hızla kolonileştiriyor. Dünya Mangrovlarının Durumu raporuna göre kazanımların yaklaşık %65'i mangrovların daha önce hiç yetişmediği alanlarda gerçekleşti.

Bu tablo rahatsız edici bir paradoks içeriyor: Kıyılardaki mangrovlar birçok yerde iç kesimlerdeki ormanların yıkımı sayesinde geri dönüyor. Ağaçların ve köklerinin kaybı toprağı istikrarsızlaştırıyor, erozyonla nehirlere taşınan tortu miktarını artırıyor. İklim değişikliği de mangrovların yayılışını kutuplara doğru genişletiyor. Mississippi Deltası'nda ılıman kışlar mangrovları öldüren donları ortadan kaldırdıkça ağaçlar tuzlu bataklıkların yerini alıyor; bu da açık araziye ihtiyaç duyan kuşların ve yiyecek arayan memelilerin yaşam alanını daraltıyor.

A coral reef around the roots of mangrove trees in Raja Ampat, Indonesia. — Image via Yale School of the Environment

Lovelock'a göre yükselen deniz seviyeleri teoride mangrovların gelgit arası alanlardaki yayılışını sınırlamalı. Ancak birçok nehir ağzında tortu birikimi, denizin yuttuğundan daha hızlı yeni arazi oluşturuyor ve mangrovlar bu habitatları hızla kaplıyor. Rapora göre mangrov köklerinin oluşturduğu yoğun ağ, birçok yerde mevcut gelgit artışına ayak uyduracak kadar tortu tutuyor.

Zhang en büyük canlanmayı kuzey Avustralya'nın nehir ağızlarında ve Hindistan'ın nehir deltalarında kaydetti; her iki bölgede de yeni büyüme 450 mil kareyi aştı. Bir zamanlar hızlı tahribata sahne olan Güneydoğu Asya ülkeleri, 2010'dan bu yana küresel kazanımların %40'ından fazlasını üretti. Myanmar, başlıca mangrov ülkeleri arasında hâlâ en ağır ormansızlaşmaya uğrayan ülke olsa da mangrov alanı 2010'dan bu yana %10 arttı. Endonezya'da karides ve balık yetiştiriciliğindeki patlama 2005'te hız kesince mangrovlar istikrar kazandı; ülke dünya mangrovlarının yaklaşık dörtte birini barındırmayı sürdürüyor.

Yangon halicinde on katlık artış

Myanmar'ın güneyindeki Yangon halici bu değişimin en çarpıcı örneklerinden birini sunuyor. Dev Irrawaddy Deltası'nın parçası olan ve okyanustan Yangon'a yaklaşık 25 mil uzanan haliç, 1988 ile 2011 arasında mangrovlarının yarısından fazlasını kaybetti; pirinç çiftçileri kıyıya yerleşip mangrovları tarlayla değiştirdi ve tuzlu sudan korunmak için setler yaptı. Mangrovlar o zamandan beri güçlü bir geri dönüş yaptı. Myanmar Denizcilik Üniversitesi araştırmacısı Phyu Phway Thant'ın uydu görüntülerinden haritaladığı büyümeye göre örtü 2023'te neredeyse on kat artarak 13.000 akrı aştı. Pirinç tarlaları yerinde duruyor; büyümenin neredeyse tamamı, Yangon Nehri'nin kolları boyunca yasadışı ağaç kesimi ve tarımın genişlemesinin tetiklediği yukarı havza kum madenciliği ve ormansızlaşmayla yerinden edilen tortudan oluşan yeni çamur banklarında gerçekleşti.

Benzer bir örüntü Brezilya'daki Amazon Deltası'nın bazı bölümlerinde, Malezya Yarımadası kıyılarında ve mangrovların olası yaşam alanının güney sınırında yer alan Yeni Zelanda'nın Kuzey Adası'nda da görülüyor. Rapora göre birçok haliçte çamur banklarının büyümesi, son 20 yılda nehirlerin kıyı sularına taşıdığı tortu artışıyla aynı döneme denk geldi.

Baraj riski ve dikim dersleri

Bu olumlu geri besleme döngüsü, tortuyu kesen barajlarla bozulabilir. Ekolojistler Tanzanya'daki Rufiji Nehri deltasında yer alan Doğu Afrika'nın en büyük mangrov alanının geleceğinden endişe ediyor. Bunting son yıllarda dış deltadaki çamur düzlüklerinde yeni mangrov topluluklarının büyüdüğünü, ancak bu büyümenin aniden durabileceğini söyledi. Tanzanya hükümeti ağustos ayında yaklaşık 100 mil yukarıda Julius Nyerere hidroelektrik barajını tamamladı. WWF, barajın nehirden her yıl akan 16,6 milyon ton tortunun çoğunu tutacağını ve delta geri çekilmesiyle mangrov kaybı döngüsünü başlatacağını tahmin ediyor.

A man plants mangrove seedlings in Banda Aceh, Indonesia. Hand-planted mangroves rarely reach maturity.

Yeni ormanların büyümesine, bazı hükümetlerin ve kıyı topluluklarının mangrovların değerini daha iyi kavraması eşlik etti. 2004'te 200.000'den fazla insanın ölümüne yol açan tsunamiden etkilenen Endonezya ve Hint Okyanusu'na kıyısı olan diğer ülkelerde bu farkındalık belirginleşti; mangrovlarını koruyan köyler, onları balık havuzlarına çeviren köylere göre çok daha iyi korundu. Ancak doğan dikim hevesi karışık sonuçlar verdi. Sulak Alanlar Uluslararasına (Wetlands International) göre tropik bölgelerde mangrov dikimine on milyonlarca dolar harcandı, buna karşın bu restorasyon projelerinin çoğunluğu başarısız oldu ve fidelerin %80'inden fazlası öldü ya da gelgitlerle sürüklendi.

Bunun üzerine bazı koruma grupları doğal yenilenmeyi teşvik etmek için kıyı peyzajlarının yönetimine yöneldi. Java'nın kuzey kıyısında köylüler, mangrovların bıraktığı fidelerin tutunabileceği sakin su oluşturmak amacıyla kıyıya yakın yaklaşık 10 mil uzunluğunda çalı bariyerleri kurdu. Gine-Bissau'da Sulak Alanlar Uluslararası, terk edilmiş pirinç tarlalarına mangrovların doğal dönüşünü teşvik etmek için yerel halkı görevlendiriyor. Programı yürüten Abdoulaye Ndiaye, "Setleri açıyoruz ve eski doğal kanalları temizliyoruz" diyerek yakındaki ormanlardan fide taşıyan suyun geri gelmesini sağladıklarını anlattı. 2015'ten bu yana 6000 akrdan fazla alan restore edildi.

Miktar ile nitelik aynı şey değil

Uydu görüntülerindeki yeşil görünüm, biyolojik çeşitliliğin de toparlandığı anlamına gelmiyor. King Mongkut Teknoloji Üniversitesi araştırmacısı Uday Pimple, Tayland'ın mangrov bataklıklarında yürüttüğü saha çalışmalarında batıdaki Phang Nga eyaletinde 1980'lerden bu yana toparlanmanın %90'ının çeşitli mangrov türlerinin doğal yenilenmesiyle gerçekleştiğini ve biyolojik çeşitlilik açısından zengin ormanlar oluştuğunu buldu. Uydu görüntülerinde aynı görünen doğu Tayland'daki Trat eyaletinde ise restore edilen ormanlar büyük ölçüde tek bir mangrov türüyle dikildiği için çok daha az biyolojik çeşitlilik barındırıyor.

James Cook Üniversitesi ekolojisti Norman Duke, 2007'de Science dergisinde yayımlanan ve "mangrovsuz bir dünya" uyarısı yapan mektubun başyazarıydı. Duke, mangrov miktarının kaliteyle karıştırılmaması gerektiğini savunuyor; en fazla yaban hayatını barındıran yaşlı ormanların yerini daha az çeşitliliğe ve dayanıklılığa sahip yeni topluluklar alıyor. Yeni çalışmaların aksine "dünyanın mangrovları toparlanmıyor" diyen Duke, "Bunlar olgunlaşmamış topluluklar; ne biyokütle ne de biyolojik çeşitlilik açısından tam gelişmiş durumdalar" ifadesini kullanıyor. Ona göre bu ormanlar, hasar verici hava olayları daha şiddetli ve sık hale geldikçe daha da savunmasız kalacak ve karbon tutmada öncekiler kadar etkili olamayacak.

Çin'in Hainan eyaletinde yapılan saha çalışmaları bu kaygıyı destekliyor. Olgun mangrov ormanları, tropikal siklonların getirdiği şiddetli rüzgâr, yağış ve fırtına kabarmalarından genç ormanlara göre çok daha hızlı toparlandı. Araştırmacılar, yeni ormanların yaşlıların yerini almasına güvenmek yerine mevcut yaşlı mangrovları korumanın önemini vurguladı.

Geleceğe dair öngörüler

Mangrovların geleceğine ilişkin öngörüler birbirini tutmuyor. Bunting, kazanımların kayıpları aşmayı sürdürmesi halinde gelecekteki eğilimin son 15 yıla benzemesinin "oldukça mümkün" olduğunu söyledi. Tulane Üniversitesinden Daniel Friess, 2°C daha sıcak bir dünyada mangrovların olası kaderini incelediği çalışmasında ağaçların gelişebileceğine dair nedenler buldu. Mangrovlar bazı yerlerde yükselen deniz seviyesine ayak uydurabiliyor; artan yağışlar iç kesimlerde toprak erozyonunu ve kıyılarda tortu birikimini çoğaltarak onlara daha fazla alan açıyor; yükselen sıcaklıklar ise mangrovları tropiklerin dışına taşıyarak Avustralya ve güney ABD'deki tuzlu bataklıkların yerini almalarını sağlıyor. Duke ise yeterli koruma stratejisi geliştirilmezse insanlığın yeniden "mangrovsuz bir dünya" olasılığıyla karşılaşabileceği uyarısını yineliyor.