Avustralya, 24 Ekim Dünya Kanguru Günü'nde ulusal simgesini kutlarken bilim insanları, 2026-2027'de beklenen "süper El Niño"nun kangurular ve makropod akrabaları için ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Güney Yarımküre'de tipik olarak daha sıcak ve kuru hava getiren El Niño'nun bu kez tarihi rekorları kırması ve Avustralya'da şiddetli kuraklık, aşırı sıcak dalgaları ile yoğun orman yangınları yaratması öngörülüyor.
Ülkede makropodoidea — "büyük ayaklı" anlamına gelen — üst familyasına bağlı 59 tür yaşıyor. Kızıl kanguru (Osphranter rufus), batı boz kangurusu (Macropus fuliginosus), doğu boz kangurusu (Macropus giganteus) ve antilopin kangurusu (Osphranter antilopinus) adı verilen dört ana tür bol miktarda bulunuyor; toplam popülasyonları kuraklık ve yağış döngülerine bağlı olarak 30 milyon ile 50 milyon arasında değişiyor. Sayıları o kadar yüksek görülüyor ki eyalet hükümetleri popülasyonu azaltmak için tartışmalı kesim programları başlattı.
Bol bulunan türlerin aksine, daha küçük makropodların durumu kritik seviyede bulunuyor. Avustralya'nın sömürgeleştirilmesinden bu yana altı kanguru türü tükendi ve kalan 50'den fazla türden 11'i Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından Tehlikedeki veya Kritik Tehlikedeki türler olarak listelendi. Dünyanın en küçük makropod türü olan yaklaşık 500 gram (1,1 pound) ağırlığındaki misk sıçan kangurusu (Hypsiprymnodon moschatus), kritik tehlikedeki Gilbert potoroo'su (Potorous gilbertii) ve Uzak Kuzey Queensland ormanlarında yaşayan Lumholtz ile Bennett ağaç kanguruları tehdit altındaki türler arasında yer alıyor.
İklim krizi kanguru popülasyonlarını nasıl vurdu?
Avustralya 21. yüzyılda kayıt altına alınan en sıcak 15 yıldan 14'ünü yaşadı; bu dönem şiddetli kuraklık ve yoğun orman yangınlarıyla geçti. 2000'de başlayan on yıllık kuraklıkta, ağırlıklı olarak kızıl kanguru ile doğu ve batı boz kangurularından oluşan doğu Avustralya'daki kanguru popülasyonunun yaklaşık 30 milyon azaldığı tahmin ediliyor. 2014'e gelindiğinde sayıları yaklaşık 47 milyona geri döndü.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF) Avustralya'nın en yıkıcı orman yangınlarından biri olan 2019-2020 Kara Yaz yangınları üzerine yaptığı çalışma, 60 binden fazla koala ve 5 milyon kanguru ile wallaby de dahil 143 milyona kadar memelinin yerinden edildiğini, yaralandığını veya öldüğünü tahmin ediyor.

Sydney Teknoloji Üniversitesi Şefkatli Koruma Merkezi'nin (Centre for Compassionate Conservation) kurucusu ve yöneticisi Daniel Ramp, Mongabay'a verdiği demeçte kuraklık ve yangınlardan kaynaklanan popülasyon çöküşlerinin iyi belgelendiğini, ancak kanguruların bu olaylar sonrasında nerede yaşadıklarını değiştirip değiştirmediğinin bilinmediğini söyledi. Ramp, kanguru popülasyonlarının ne kadar iyi toparlandığının büyük manzara düzeylerindeki kaba ölçümler nedeniyle yeterince anlaşılmadığını ekledi.
Aşırı sıcak ve istilacı bitkiler ek baskı yaratıyor
Sunshine Coast Üniversitesi araştırma görevlisi Elizabeth Brunton, iklim değişikliğiyle birlikte orman yangınlarının ve kuraklıkların artan kapsamı ve şiddetinin kangurular için daha yüksek ölüm oranlarına ve daha az besin, barınak ile su kaynağına yol açacağını belirtti. Brunton, bunun çiftçilerle çatışmayı da artırabileceğini sözlerine ekledi.
Melbourne'daki Deakin Üniversitesi uygulamalı ekoloji ve koruma araştırması profesörü Euan Ritchie ise art arda gelen aşırı sıcak günlerin kangurularda fizyolojik stres yaratabileceğine işaret etti. Hasta veya genç kanguru gibi zayıf bireylerin susuz kalma ve aşırı ısınma sonucu ölebileceğini; kanguruların aşırı sıcakta barınak veya su ararken yırtıcılara karşı daha savunmasız hale geldiğini dile getirdi. Ritchie ayrıca gamba otu (Andropogon gayanus) ve buffel otu (Cenchrus ciliaris) gibi istilacı bitkilerin otlaklarda yayıldığını, devasa yakıt yükü yaratarak ve daha yüksek sıcaklıklarda yanarak yangın şiddetini artırdığını kaydetti. İklim değişikliğinin daha uzun ve şiddetli kuraklıklara yol açabileceğini ve kangurular için içme suyu bulmanın — özellikle kurak ve tropik bölgelerde kurak mevsiminde — giderek zorlaşacağını ifade etti.
Kritik tehlikedeki türler yok olma eşiğinde
Doğadaki Gilbert potoroo sayısının 150'den az kaldığı tahmin ediliyor; Batı Avustralya'daki bu popülasyon, giderek daha sık ve şiddetli hale gelen orman yangınlarıyla baskı altında bulunuyor. Brunton, 2015'teki şiddetli bir yangının ardından anakara popülasyonunun drastik biçimde azalmasından bu yana Gilbert potoroo popülasyonlarının yangın etkilerine karşı özellikle risk altında olduğunu vurguladı.
Mala olarak da bilinen kızıl tavşan wallaby'si (Lagorchestes hirsutus) 1991'de Avustralya anakarasında neslinin tükendiği ilan edildi. Getirilen tilkiler ve yabani kediler tarafından avlanması ile yangın yönetimi uygulamalarındaki değişikliklerden kaynaklanan şiddetli orman yangınları bunun başlıca nedeniydi. İklim değişikliği şimdi ada habitatlarındaki kalan mala popülasyonlarını ve Uluru çevresindeki yeniden yerleştirme girişimlerini tehdit ediyor.

Dünya Doğayı Koruma Birliği tarafından Tehlikedeki veya Kritik Tehlikedeki olarak listelenen beş makropod türü için giderek şiddetlenen yangın ve kuraklık dönemleri yok olma eşiğini tetikleyebilir. Ritchie, türlerin bir ölçüde adapte olabileceğini ancak bunun sınırlarının büyük ölçüde iklim değişikliğinin hızına ve şiddetine bağlı olacağını söyledi. Küçük popülasyonlu, coğrafi olarak sınırlı ve ekolojik olarak özelleşmiş türlerin — Gilbert potoroo ve Kuzey bettong gibi — daha büyük kanguru ve wallaby türlerine kıyasla çok daha savunmasız olduğunu belirtti.
El Niño'ya hazırlık ve koruma stratejileri
2015-2016 El Niño döneminde orta Queensland'de toplu kanguru açlığı rapor edildi ve eyaletin yıllık popülasyon araştırmaları 2015'ten 2016'ya kadar 3,6 milyon kanguru azalması kaydetti. 2026-27 olayının ise tarihi rekorları kırması bekleniyor.
Yaban hayatı acil durum müdahale kuruluşu Victoria Yaban Hayatı (Wildlife Victoria) sözcüsü, El Niño'ya hazırlık kapsamında Enerji, Çevre ve İklim Eylemi Departmanı (Department of Energy, Environment, and Climate Action) ile koordinasyon sağladıklarını ve eyalet düzeyindeki yangın acil durumlarına hükümetin müdahalesini nasıl destekleyebileceklerini belirlediklerini bildirdi. Sözcü, alevler söndüğünde yaban hayatı için riskin sona ermediğini; orman yangınınun ardından uzun süreli habitat kaybı ile besin ve su kıtlığının tüm türler üzerinde daha uzun vadeli etki yaratabileceğini ifade etti.
Bilim insanları ormansızlaşma, kentsel gelişim ve değişen su kaynaklarının iklim olaylarının etkileriyle birleştiğini vurguluyor. Ramp, sığır çiftçiliğinin ormansızlaştırmayı sürdürdüğünü ve çitlerle hayvanların suya erişiminin giderek kısıtlandığını ifade etti.
Uzmanlar, Yerli halkların yangın yönetimi uygulamalarıyla işbirliği, doğal su yollarının restorasyonu ve ormansızlaşmayı önleyen mevzuatın uygulanması gibi stratejilerin yaban hayatı için termal sığınakların korunmasına ve aşırı orman yangınlarının azaltılmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor. Brunton, mevcut ve gelecekteki arazi kullanımının makropod türlerinin iklim değişikliğine uyum sağlama yeteneğini engelleyebileceğini; bu manzaralar için çevresel planlamanın olası yayılım değişikliklerini ve iklim sığınaklarını hesaba katması gerektiğini sözlerine ekledi.
