Türkiye'de yalnızca 84.980 kişiden oluşan en zengin binde birlik kesimin toplam karbon emisyonu, nüfusun en yoksul %27'sini oluşturan 22,9 milyon insanın toplam emisyonunu aşıyor. Oxfam Konfederasyonunun Türkiye'de düzenlenecek Birleşmiş Milletler iklim zirvesi COP31 öncesinde yayımladığı Afet Eşitsizliği Raporu, karbon eşitsizliğinin küresel ve ulusal düzeyde nasıl derinleştiğini ortaya koyuyor. Rapora göre dünyanın en zengin binde birlik kesimi, yani 8 milyon kişi, en yoksul 3,5 milyar insanın toplamından daha fazla karbon kirliliğine yol açıyor. Bu küçük grubun yarattığı karbon kirliliği, Sahra Altı Afrika'nın 1,3 milyarlık nüfusunun üç katından fazlasına ulaşıyor. En zengin binde birlik kesimden bir kişinin bugünkü aşırı sıcaklık vakalarındaki payı, en yoksul %50'lik kesimden bir insana göre yaklaşık 400 kat daha fazla çıkıyor.

Oxfam International Genel Direktörü Amitabh Behar, iklim krizinin çoğu zaman insanlığın ortak sorunu olarak tanımlandığını ancak durumun böyle olmadığını vurguluyor. Behar, "Krizdeki payı en az olanlar evlerini, hasatlarını ve giderek hayatlarını kaybediyor. Bu arada en zenginler servetleri sayesinde yüksek teknolojili sığınaklarına çekiliyor, özel itfaiye ekipleri tutuyor ve özel sigortalar yaptırıyor" diyor. Behar durumu "Aşırı zenginler gezegeni ateşe veriyor, sonra da söndürücülerin parasını geri kalanımıza ödetiyor" sözleriyle ifade ediyor ve ekliyor: "Bu, herkesin ortak kaderi olan bir trajedi değil; aşırı eşitsizliğin yol açtığı bir suç."

Raporun Türkiye verileri eşitsizliğin boyutunu daha da netleştiriyor. En zengin binde birlik kesimden bir kişi yalnızca 59,5 günde, yani yaklaşık 8,5 haftada, en yoksul %50'lik kesimden bir insanın 30 yıllık emisyonu kadar karbon salıyor. Aynı kesimden bir kişinin tek başına emisyonu, Türkiye'deki sıradan bir insana göre 61 kat daha fazla çıkıyor. En zengin %1'lik kesimin kişi başına karbon emisyonu ise en yoksul yarıdaki bir insana göre 64 kat, Türkiye ortalamasına göre 21 kat daha yüksek seyrediyor. Özel jetler bu uçurumu dakikalar içinde dramatik biçimde gözler önüne seriyor: Türkiye'den kalkan özel jetler, 2025 yılında nüfusun en yoksul %50'sinden bir insanın bir yılda yaratacağı emisyona yalnızca 12,8 dakikada ulaştı. Küresel ölçekte tüm özel jetler ise yalnızca 2 saniyede aynı miktardan daha fazla emisyona neden oluyor.

Küresel ısınmadaki tarihsel pay açısından en zengin %1'lik kesim, 1990'dan bu yana küresel ısınmanın %20'sinden sorumlu tutuluyor. Bu kesimden her bir kişinin küresel ısınmadaki payı, dünya nüfusunun en yoksul yarısındaki bir insanın payının tam 100 katına ulaşıyor. En zengin %1'lik kesimin yalnızca bir yıllık emisyonu, aşırı sıcaklardan 1,9 milyon daha fazla insanın ölümüne yol açacak. Bu ölümlerin %78'i düşük ve alt-orta gelirli ülkelerde gerçekleşecek; oysa bu ülkelerin küresel emisyonlardaki payı yalnızca %8 düzeyinde bulunuyor. Bu kesimin emisyonları 2050'ye kadar yaklaşık 53 trilyon ABD doları değerinde zarara yol açacak.

Rapor, iklim afetlerinin en zenginler için giderek daha kazançlı bir işe dönüştüğünü de gösteriyor. Afet sonrası müdahalelerin oluşturduğu küresel pazarın 2029'a kadar yılda 70 milyar ABD dolarından 92 milyar ABD dolarına çıkması öngörülüyor. Oxfam'ın "Yıkım ve Yeniden İnşa Endeksi", iklim afetlerini yaratan, bunlara hazırlık yapan ya da afetlerin ardından toparlanma süreçlerinden kazanç sağlayan 217 şirketi belirledi. BlackRock ve Vanguard, endeksteki şirketlerin %92'sine yatırım yapmış durumda; bu iki şirketin bu şirketlerdeki toplam yatırımları 1 trilyon ABD dolarını aşıyor. Sellerden kaynaklanan ölümler, eşitsizliğin daha yüksek olduğu ülkelerde yedi kat daha fazla gerçekleşiyor. Rapor, iklim afetlerinin kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, toprak gaspı, kuralsızlaştırma ve en zenginlere vergi indirimleri gibi eşitsizliği derinleştiren politikalar dayatılarak istismar edildiğine dikkat çekiyor.

Türkiye nüfusunun dörtte biri, yani 21 milyon insan yaşamlarında en az bir kez sel, kuraklık veya aşırı hava olayı gibi iklim krizine bağlı tehlikelerle karşılaşıyor. Nüfusun %10'u şu anda doğrudan iklim afetleri açısından risk altında bulunuyor; bu oran yüksek gelirli ülkelere kıyasla 8 kat daha yüksek seyrediyor. Rapora göre 2050'ye kadar yaklaşık 1 milyar insan, yani dünya nüfusunun yaklaşık %10'u, iklim krizi nedeniyle yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalabilir; bu insanların çoğunluğu Güney Yarımküre'den olacak.

Oxfam Konfederasyonu üyesi Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfının kurucusu Şengül Akçar, iklim krizinde payı en düşük olduğu halde afetlerden en fazla etkilenen kadınlara dikkat çekiyor. Akçar, "İklim krizinin bedeli kadınlara yüklenemez" diyerek yoksulluk içinde yaşayan kadınların gıda fiyatları yükseldiğinde kendi beslenmelerinden vazgeçtiğini, suya, barınmaya ve kamu hizmetlerine erişim zorlaştığında açığı ücretsiz emekleriyle kapattığını anlatıyor. Artan bakım yükünün kadınların gelir kazanma ve karar süreçlerine katılma olanaklarını daralttığını belirten Akçar, gelire, mülkiyete ve sosyal güvenceye erişimdeki eşitsizliklerin afet sonrasında kadınların yaşamlarını yeniden kurmasını da güçleştirdiğini vurguluyor.

Oxfam, COP31'de bir araya gelecek hükümetleri en zengin ve en çok kirletenlere bedel ödetmeye çağırıyor. Örgüt, kalıcı servet ve gelir vergileri ile fosil yakıt şirketlerine kalıcı vergiler uygulanmasını, özel jetler gibi yüksek emisyonlu lüks ürünlere caydırıcı vergiler getirilmesini istiyor. Ayrıca Güney Yarımküre ülkeleri için borç artırmayan kamu kaynaklı veya hibe temelli mekanizmalarla iklim finansmanının artırılmasını, uyum finansmanının 2035'e kadar üç katına çıkarılmasını ve afetler sırasında acil müdahale ile afet sonrası yeniden inşa ve gıda sistemlerinde şirketlerin gücünün sınırlandırılmasını talep ediyor. Oxfam, kadınlar başta olmak üzere en çok etkilenen gruplara kendi çözümlerini hayata geçirmeleri için iklim finansmanı sağlanması ve kadınların artan ücretsiz bakım yükünün uyum, adil geçiş ile kayıp ve zarar hesaplamalarında dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.