İklim değişikliği ilerledikçe sıcak hava dalgaları daha sık, daha şiddetli ve daha uzun sürüyor. New York University'de doktora sonrası araştırmacı olan Ivanovich ve meslektaşlarının AGU Advances dergisinde yayımladığı çalışma, bu tabloya yeni bir boyut ekliyor: Aşırı sıcak olayları dünya kara alanlarının yarısından fazlasında geleneksel sıcak mevsiminin dışına taşarak takvim içinde yayılıyor. Araştırma, bu kaymanın küresel ölçekte zamanlamadaki değişimi ölçen ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

Ekip, 1980-2024 dönemine ait MERRA2 yeniden analiz veri setini kullandı ve bulguların sağlamlığını ERA5 verileriyle doğruladı. 1980'leri temel onyıl olarak seçen araştırmacılar, bu dönemi 2015-24 verileriyle karşılaştırdı; böylece hem daha belirgin bir değişim büyüklüğü yakaladı hem de iklim değişikliğinin birikimli etkilerini hesaba kattı.

Çalışma, meteorolojik mevsim tanımlarının ötesine geçiyor. Kuzey yarımkürede haziran-ağustos, güney yarımkürede aralık-şubat olarak tanımlanan meteorolojik yaz, aşırı sıcakların gerçek yaşandığı dönemle her zaman örtüşmüyor. Araştırmacılar bunun yerine "yerel sıcak mevsimi" kavramını geliştirdi: 1980'lerde her konumda aşırı sıcak olaylarının en sık görüldüğü ardışık üç ay. Bu dönemin öncesi ve sonrasındaki ikişer aylık süreler ise "omuz mevsimleri" olarak adlandırıldı.

1980'lerde aşırı sıcaklar dünya genelinde büyük ölçüde tek bir mevsimle sınırlıydı. Kara alanlarının yaklaşık %93'ünde, aşırı kuru sıcak günlerinin %80'inden fazlası geleneksel kuru sıcak mevsimi içinde gerçekleşiyordu. Sıcaklık dalgalanmalarının görece az olduğu tropik bölgelerde bile bu durum geçerliydi. Ancak sınırlar artık bulanıklaşıyor.

Yayılma simetrik değil. Batı Avrupa, güney Afrika ve kuzeybatı Hindistan'da her yılın aşırı sıcak olaylarının daha büyük bölümü, tarihsel sıcak mevsiminden önceki aylarda yani ilkbaharda gerçekleşiyor. Buna karşılık ABD'nin büyük bölümü, doğu Çin, kuzey Afrika ve doğu Avrupa'da aşırı sıcaklar geleneksel sıcak mevsiminden sonraki aylarda, yani sonbaharda artış gösteriyor.

Araştırmacılar bu asimetrinin nedenini anlamak için sentetik bir zaman serisi oluşturdu. 1980'lerdeki temel veriyi, 1980-89 ile 2015-24 arasındaki ortalama sıcaklık değişimi kadar yukarı kaydırdıklarında, yıllık ortalama ısınmanın geleneksel sıcak mevsim içindeki değişimleri açıklayabildiğini gördüler. Ancak omuz mevsimlerindeki asimetrik yayılmayı tek başına izah edemedi. Ekip, mevsimsel yağış ve toprak nemindeki uzun vadeli değişimlerin, tarımsal yoğunlaşma veya artan sulama gibi arazi kullanımı değişikliklerinin ve Pacific Decadal Oscillation ile Atlantic Multidecadal Oscillation gibi doğal iklim dalgalanmalarının da rol oynayabileceğini belirtiyor. Her bir faktörün katkısını ayrıştırmak için bölgesel odaklı çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.

Çalışma kuru ve nemli sıcaklığı ayrı değerlendiriyor. Kuru sıcaklık bitki ve ekosistem sağlığı için daha tehlikeliyken, nemli sıcaklık insanlar üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor. Araştırmacılar kuru sıcaklık için kuru termometre sıcaklığını, nemli sıcaklık için ise yaş termometre küre sıcaklığını ölçüt olarak kullandı. ABD ordusu tarafından 1950'lerde geliştirilen ve sıcaklık, nem, rüzgar hızı ile güneş radyasyonunu birleştiren yaş termometre küre sıcaklığı, açık hava sporları ve mesleki tehlike izlemesinde uluslararası standart olarak kullanılıyor. Kuru ve nemli aşırı sıcak mevsimleri çoğu zaman birbirinden farklı ve tipik olarak bir ay kaymış durumda. Bu özellik muson sistemlerinden etkilenen kuzeybatı Meksika ve orta Hindistan gibi bölgelerde belirgin biçimde görülüyor; buralarda aşırı kuru sıcak mevsimi, aşırı nemli sıcak mevsiminden önce geliyor.

Sıcak hava dalgalarının mevsim dışında gelmesi de tehlikeyi artırıyor. İlkbaharda yaşanan ilk sıcak hava dalgalarında insanların vücutları henüz sıcağa alışmamış olabiliyor; klima veya kamuya açık soğutma merkezleri gibi olanaklar henüz devreye girmemiş olabiliyor. Sonbaharda gelen sıcak hava dalgaları ise uzun bir yazın ardından zaten stres altındaki bedenler ve altyapı üzerinde ek baskı yaratıyor.

Aşırı sıcakların omuz mevsimlerine yayılması, koruma önlemlerinin de takvimi yeniden düşünmesini gerektiriyor. Sıcak erken uyarı sistemleri ve soğutma merkezleri gibi temel korumaların geleneksel yaz aylarının dışında da devreye alınması gerekebilir. Araştırma ayrıca aşırı sıcakların diğer mevsimsel tehlikelerle çakışmasının artıp artmadığının incelenmesi gerektiğine işaret ediyor. ABD'nin batısında sıcak mevsimin sonbahara doğru uzaması, aşırı sıcaklarla orman yangını mevsimlerinin örtüşmesini artırabilir. ABD'nin doğusunda ise benzer bir uzama, aşırı sıcaklarla Atlantik kasırga mevsimlerinin kesişimini büyütebilir. Birden fazla tehlikenin aynı anda veya hızlı art arda yaşanması, tek başına oluşanlardan çok daha tehlikeli olduğundan, bu kesişimlerin nasıl değiştiğini anlamak hedefli iklim uyum stratejileri geliştirmek için kritik önem taşıyor.

Çalışma Ivanovich, C. ve diğerleri tarafından 2026'da AGU Advances dergisinde yayımlandı (doi:10.1029/2026AV002516).