Birleşik Krallık, 2026 yazına bol yağışlı bir kış mevsimi ve dolu barajlarla girdi; ancak Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları olağanüstü derecede kurak geçti. Newcastle Üniversitesi Hidroloji Okutmanı Dr. Anna Murgatroyd, İklim Masası'na yaptığı değerlendirmede, son beş yılda üçüncü kez kuraklık yaşandığını ve bu yılki tablonun uzun süreli sıcak hava dalgalarıyla kesişmesi nedeniyle önceki yıllardan daha yıkıcı olduğunu vurguluyor. 2022'de ve geçen yıl yaşanan kuraklıklar daha bölgesel nitelikte kalırken, 2026'daki kuraklık İngiltere ve Galler genelinde etkili oldu.

Murgatroyd, ıslak kış-kurak yaz döngüsünün tesadüf olmadığını belirterek "Bunun arkasında şüphesiz iklim değişikliği yatıyor" diyor. İklim modelleri, sera gazı emisyonlarındaki artışın aşırı hava olaylarını daha sık hale getirdiğini ortaya koyuyor. Eskiden "50 yılda bir" yaşanacak denilen birleşik aşırı olaylar artık giderek sıklaşıyor; bir yandan daha sıcak ve kurak yazlar görülürken, diğer yandan çok daha yağışlı kışlar yaşanıyor. Ülke böylece hem sel felaketleriyle hem de kuraklık koşullarıyla aynı anda mücadele etmek durumunda kalıyor.

İngiltere'nin güneyinde, doğusunda ve Galler'de sıcaklıklar birkaç gün üst üste 30°C'nin üzerine çıktı; bazı durumlarda 40°C'ye yaklaşıldı. Murgatroyd, sıcaklıklar 20-30°C arasında seyrettiğinde de kuraklık yaşanabildiğini ancak 30-35°C'nin üstüne çıkıldığında insan sağlığı ve refahı üzerinde ciddi etkiler doğmaya başladığını aktarıyor. Yağış eksikliği sıcak ve kurak koşullarla birleşince halkın ve sanayinin su talebi de normalin çok üzerine çıktı; bir su şirketi, yaz mevsimi için beklenenin %20 üzerinde bir taleple karşılaştığını açıkladı.

Nehir seviyeleri bu mevsimde beklenenin altında seyrediyor ve bazı nehirler neredeyse kurudu. Sıcak hava koşullarıyla birleşen düşük seviyeler, nehir ekosistemlerini ve nehir yataklarında yaşayan canlıları baskı altına alıyor. Tarlalar, bozkırlar ve fundalık alanlar da inanılmaz derecede kuru; toprak neminin ve bitki örtüsünün kuruluğu, yüksek sıcaklıklarla birlikte ülke genelinde çok sayıda orman yangınına zemin hazırlıyor ve yangınlar daha geniş alanlara yayılabiliyor.

Kuraklığın sosyoekonomik etkileri gıda güvenliğinde yoğunlaşıyor. Mahsul kaybı yüksek; çiftçiler sulayabildikleri alanları korumaya çalışırken suyun yetersiz kaldığı tarlaları kurumaya terk etmek zorunda kalıyor. Taze sebze ve meyvelerde ithalat bağımlılığının artması bekleniyor ve bunu şimdiden görüldüğünü belirten Murgatroyd, gıda fiyatlarının yükseldiğine dikkat çekiyor. Yüksek sıcaklıkların yol açtığı sağlık riskleri ise en çok su gibi soğuma yöntemlerinden yararlanamayan çocukları, hamile kadınları ve yaşlıları etkiliyor.

Murgatroyd, doktora tezi kapsamında Birleşik Krallık Çevre Ajansı ve Thames Water ile birlikte Londra'nın su tedarik sisteminin iklim değişikliğine dayanıklılığını inceledi. Ulaştığı sonuç, yeni altyapı inşaatlarının ancak bir noktaya kadar çözüm sağladığı ve mutlaka talep yönetimiyle desteklenmesi gerektiği yönünde. İlk atılabilecek adımlardan biri, birçok evde hâlâ bulunmayan su sayaçlarının yaygınlaştırılması; insanlar gerçek tüketimlerini bildiklerinde davranışlarını değiştirebiliyor. Yeni konutlarda su verimliliği yüksek teknolojiler ve tasarruflu beyaz eşyalar kullanılması da büyük fark yaratabilir. Ayrıca altyapının 100 yıllık olabildiği eski ve büyük şehirlerde sızıntı oranları oldukça yüksek; bu nedenle su şirketlerinin mevcut altyapıyı iyileştirmesi yönünde ciddi bir toplumsal talep bulunuyor.