Kasım ayında Antalya'da toplanacak COP31, iklim diplomasisinde yeni bir aşamayı işaret ediyor. UNFCCC İcra Sekreteri Simon Stiell, Hindistan ziyareti sırasında Yeni Delhi'de basına açıklama yaptı ve zirvenin çerçevesini şu sözlerle çizdi: "Bu toplantı, uygulamanın ne anlama geldiğini, bunun teknik boyutlarını ve atılan somut adımları ortaya koyan bir gösterim niteliğinde olacak." Stiell, Antalya'daki buluşmanın ülkelerin üstlendikleri yükümlülükleri nasıl hayata geçirdiklerine odaklanacağını belirtti.

Antalya'daki zirve, önceki COP'ların izlediği yoldan ayrılacak. Stiell, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30'da Ulusal Katkı Beyanları'nın (NDC'ler), COP29'da ise iklim finansmanının ana müzakere konusu olduğunu hatırlattı. COP31'de ise belirli bir öncelikli müzakere başlığı öne çıkmayacak; toplantı, uygulama dönemine geçişin gerektirdiği teknik ve temel alanlara yayılacak. Stiell, "Ülkelerin NDC'lerini nasıl hayata geçirdiklerini ve mevcut taahhütlerini nasıl yerine getirdiklerini görmemiz gerekiyor" dedi.

COP30, uygulama döneminin başlangıcını işaret etmiş ve sürecin nasıl hızlandırılacağı gündemin merkezinde yer almıştı. Stiell, Belem'de enerji şebekeleri, enerji depolama sistemleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarına trilyonlarca dolarlık kaynak yönlendirilmesini öngören 30 taahhüdün verildiğini hatırlattı. Antalya'da ise ülkelerin karşılaştığı temel darboğazların ele alınacağını belirterek, "Bu alanlarda sağlanacak ilerleme, başarının belirleyicisi olacak" dedi. Eylem Gündemi'ndeki ilerlemenin de daha fazla önem kazanacağını vurguladı.

Zirve öncesinde COP sürecinin işleyişine yönelik reform talepleri de gündemde. Son yıllarda fosil yakıt şirketlerinin süreci etkilemesi, uzlaşıyı göz ardı eden veto uygulamaları ve fosil yakıt şirketlerinin süreçten dışlanması yolundaki reform çağrıları tartışmalara sahne olmuştu. Stiell, bilimin giderek artan iklim etkilerine ilişkin ortaya koyduğu tablonun bu tartışmaları önemli ölçüde değiştirdiğini belirterek, reform tartışmasının yapılmasının zamanının geldiğini söyledi. Bazı tarafların sürecin nasıl güçlendirilebileceği ve nasıl evrilmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşma konusunda oldukça istekli davrandığını aktaran Stiell, daha kapsamlı istişarelere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

COP31, hızlanan iklim etkilerinin gölgesinde gerçekleşecek. Stiell, orman yangınları, kuraklıklar ve Atlantik'te yaklaşan kasırga sezonunun kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Devam eden Avrupa sıcak dalgasına işaret eden Stiell, "Bu, alışık olmadığımız türden bir meydan okuma. Devam eden Avrupa sıcak dalgasının evlerdeki gündelik sohbetlerin konusu hâline gelmesi ve sıcaklığın olağan görülmediği bölgelerde yarattığı etkiler hakkındaki kamusal tartışmalar gerçekten dikkat çekici" dedi.

Paris Anlaşması'nı değerlendiren Stiell, bu çerçevenin bulunmaması durumunda dünyanın muhtemelen yaklaşık 5 derecelik bir sıcaklık artışına doğru ilerleyeceğini ifade etti. Buna karşılık gezegenin yaşanabilir kalabilmesi için sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine ulaşmak adına hâlâ çok büyük çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Küresel temiz enerji yatırımlarındaki ivmeye de değinen Stiell, geçen yıl dünya genelinde temiz enerjiye 2 trilyon ABD dolarından fazla yatırım yapıldığını belirtti. "Dünya ölçeğinde bakıldığında temiz enerji, altyapı ve ilgili hizmetler bir sonraki sanayi devrimini temsil ediyor" diyen Stiell, hem Hindistan'da hem de dünyanın geri kalanında temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmanın ekonomik açıdan tamamen mantıklı bir tercih olduğunu söyledi. Çatışmaların ağır insani bedeller doğurduğuna, fosil yakıt maliyetlerindeki dalgalanmaların da küresel ekonomi boyunca ciddi sarsıntılara yol açtığına dikkat çekti.

Hindistan'ın rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Stiell, bunun yalnızca müzakerelere katılım meselesi olmadığını; aynı zamanda Hindistan'ın karşı karşıya olduğu fırsatların ve zorlukların anlaşılmasını ve bunların dünyanın diğer bölgeleriyle paylaşılmasını da kapsadığını ifade etti.