Bozcaada kıyılarında nesli tehlike altındaki taş mercan (Cladocora caespitosa) için Kuzey Ege Denizi'nde ilk kez sert mercan transplantasyonu yapıldı. Balıkçılık baskısı ve tekne çıpalama nedeniyle substratından kopan 50 mercan kolonisi (koralit), bilimsel yöntemlerle yeniden doğal yaşam alanlarına yerleştirildi. Bu çalışma, Türkiye denizlerinde tehlike altındaki bir sert mercan türü üzerinde gerçekleştirilen ikinci transplantasyon oldu.

Uygulama, Sosyal İklim Derneği'nin yürütücülüğünde ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Denizcilik Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Barış Özalp'ın bilimsel liderliğinde hayata geçirilen "Bozcaada Mercan Resiflerinin Korunması" projesi kapsamında gerçekleşti. Projede Dr. Senem Önen Tarantini, Dr Alper Evcen ve gönüllü araştırmacı Yük. Biy. Simge Özalp destek verdi. Çalışma Nisan 2025 – Haziran 2026 tarihleri arasında Tuzburnu-İncirliada bölgesinde yürütüldü; finansmanını Conservation Collective, Türkiye Mozaik Foundation ve Sivil Toplum için Destek Vakfı iş birliğiyle kurulan Turquoise Coast Fund (Turkuaz Kıyı Fonu) sağladı.

53 dalışta 180 tür, 8 yeni kayıt

Ekip, 0–46 metre derinlik aralığında 53 araştırma dalışı gerçekleştirerek 904 metrekarelik alanı transekt-kuadrat ve fotokuadrat yöntemleriyle taradı. Sonuçlarda 10 farklı filuma ait 180 deniz canlısı türü tespit edildi; bu türlerden 29'u Barcelona ve BERN sözleşmeleri, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve IUCN Kırmızı Liste kapsamında nesli tehlike altında ya da hassas statüde yer alıyor. Bölgeden 8 tür ise bilim dünyasına ilk kez rapor edildi.

Projenin odak türü olan taş mercan, IUCN tarafından nesli tehlike altında sınıflandırılıyor ve Akdeniz'de resif oluşturabilen ender türlerden biri olarak öne çıkıyor. Tuzburnu'ndaki doğal resif alanı, Hırvatistan'daki Mljet Ulusal Parkı ve İspanya'daki Columbrete Adaları'ndaki önemli resif alanlarıyla karşılaştırılabilir nitelik taşıyor. İncelenen 904 metrekarede 3.290 mercan kolonisi sayılırken 67 ölü koloni de kayda geçti; ölümlerin başlıca nedenleri dip ağı, ırgıp ve tekne çıpalama faaliyetleri olarak belirlendi.

Şamandıralar ve sosyal etki

Resif alanını balıkçılık baskısından ve kaçak dalış faaliyetlerinden korumak amacıyla bölgeye koruma şamandıraları yerleştirildi. Şamandıralar, alandaki ağ atımı ve çıpalama faaliyetlerinin sınırlandırılmasına katkı sağlıyor.

Envanter çalışmaları sırasında orfoz (Epinephelus marginatus), iribaş deniz kaplumbağası (Caretta caretta), Avrupa ıstakozu (Homarus gammarus) ve lahoz (Epinephelus costae) gibi koruma altındaki türlerin yanı sıra 36 sünger, 49 balık ve 22 yumuşakça türü belgelendi. Deniz çayırları (Posidonia oceanica) ve korallijen habitatlarının sağlıklı yapısı, ekosistemin iyi durumda olduğuna işaret ediyor.

Cladocora caespitosa Rasenkoralle 3.jpg

Proje bilimsel araştırmaların ötesinde toplumsal farkındalık boyutu da taşıdı. Çocuklarla düzenlenen kilden sualtı materyal-sanat atölyelerinde deniz canlıları için habitat oluşturacak malzemeler tasarlandı; ortaya çıkan eserler, resif alanındaki tahribata karşı bir farkındalık aracına dönüştü. Bozcaada Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen oturumlarda yerel halka, balıkçılara ve yerel yönetime mercan resiflerinin ekolojik önemi anlatıldı. Balıkçı oturumlarında sürdürülebilir avlanma yöntemleri paylaşılırken, yerel yönetim oturumlarında bölgenin deniz koruma alanı statüsü kazanması için yol haritası tartışıldı.

"Mercanların Sesi" adlı dijital enstalasyon sergisi, Cladocora caespitosa türünün korunmasının önemini ses ve ışık aracılığıyla izleyicilere aktardı. Projenin tüm sürecini belgeleyen bir belgesel film, kapsamlı bir sualtı fotoğraf ve video arşivi ile bilimsel çalışma kitabı da hazırlandı.

Deniz koruma alanı ve tam balıkçılık yasağı önerisi

Proje ekibi, elde edilen veriler ışığında Tuzburnu Doğal Mercan Resif Bölgesi'nin Türkiye Deniz Koruma Alanları Sistemine dahil edilmesini öneriyor. Ayrıca mercan kolonilerinin en yoğun dağılım gösterdiği 904 metrekarelik alanda tam balıkçılık yasağı uygulanmasını talep ediyor. Bu öneri, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin 2030 yılına kadar deniz ve kara alanlarının en az yüzde 30'unun koruma altına alınmasını öngören 30×30 hedefiyle doğrudan örtüşüyor.