Genç bir kurt, avlanmayı, hangi bölgelerden uzak durulacağını ve uluma biçimlerini yalnızca genetik mirasından değil, önceki nesilden aktarılan bilgilerden öğrenir. Dünyanın farklı bölgelerindeki kurtlar üzerine yapılan araştırmalar, en az 21 farklı bölgesel uluma türü olduğunu ortaya koyuyor. İnsanlardaki lehçe ve aksanlara benzer şekilde, kurtların da kendilerine özgü bölgesel kültürleri var — ve bu özellik birçok başka türde de görülüyor.

Bu kültürel çeşitliliğin korunması gerektiği fikri, Oryx dergisinde yayımlanan yeni bir kısa bildiride somut bir öneriye dönüştü. Defenders of Wildlife bünyesindeki Center for Conservation Innovation'dan David Jennings, Heather Harl ve Andrew Carter tarafından kaleme alınan makale, ABD'deki Endangered Species Act (ESA) ve diğer koruma yasalarında davranışın nasıl ele alındığını derinlemesine inceliyor.

ESA kapsamında, bir omurgalı türünün belirli bir popülasyonu, beş faktörden biri olan davranış temelinde "farklı popülasyon segmenti" olarak tanımlanıp ayrıca koruma altına alınabiliyor. Diğer faktörler ise fiziksel, genetik ve ekolojik farklılıklar ile uluslararası sınırlar. Davranış tek başına yeterli değil; ancak teorik olarak belirleyici ağırlığa sahip olabilir. Farklı popülasyon segmenti koruması nadiren uygulanıyor — Maine Körfezi'ndeki Atlantic salmon bu uygulamaların dikkat çekici örneklerinden biri.

Howling wolf 1.jpg

Yazarlar, davranışın belirleyici rol oynadığı durumların ise yok denecek kadar az olduğunu tespit etti. Bildiriye göre, "[İ]nsan dışı hayvan kültürü, farklı popülasyon segmenti listeleme kararlarında yalnızca iki kez dikkate alındı" ve her ikisi de ayrıklık değerlendirmeleriydi: 2005'te orka (Orcinus orca) ve 2012'de yalancı katil balina (Pseudorca crassidens) için. Koruma altındaki her tür için hazırlanması zorunlu kurtarma planlarında hayvan kültürüne dair daha fazla kanıt bulunmasına karşın, bunların tamamı da yine balinalarla sınırlı kaldı.

Araştırmacılar, bu durumun değişmesi gerektiğini savunuyor. Yazarlar, "Bu kültürlerin tanınması ve korunması önemlidir, çünkü sosyal olarak aktarılan davranışlar uyum başarısına katkıda bulunabilir ve grupların değişen çevre koşullarına ne ölçüde uyum sağlayabileceğini gösterebilir" ifadelerini kullanıyor. Bu nedenle hayvan kültürünün, ESA'nın gerektirdiği "mevcut en iyi bilim" anlayışının bir parçası haline getirilmesini öneriyorlar. Bununla birlikte, kültürün farklı popülasyon segmenti oluşturmak için kullanılmasının "idareli ve yalnızca bir türü bölüp belirli bir popülasyonu listeden çıkarmak amacıyla yapılmaması" gerektiği uyarısında da bulunuyorlar.

Yaklaşımın önünde ciddi engeller var. Yazarlar, "Kültürler dinamik olabildiği ve onları korumak her zaman yalnızca habitatı korumak kadar basit olmayabildiği için, ayırt edici kültürlere dayalı bir farklı popülasyon segmenti için ESA'yı uygulamak potansiyel olarak zorlu olacaktır" değerlendirmesini yapıyor. Ayrıca, hayvan kültürünün bu şekilde kullanılmasına yönelik yerleşik kılavuzların bulunmaması da stratejinin hemen yaygınlaştırılmasını güçleştiriyor.

Bildiride yine de atılabilecek adımlar sıralanıyor. Bunların başında, insan dışı kültürün ESA ve diğer yasa ve politikalardaki biyolojik çeşitlilik koruma kavramlarına entegre edilmesi geliyor. Ancak Trump yönetiminin yaban hayatı korumaya ve ESA'ya yönelik kayıtsız, isteksiz ve karşıt tutumu göz önüne alındığında, bu önerilerin kısa vadede hayata geçmesi pek mümkün görünmüyor. Yine de makale, kültürün — ister şehirlerimizde, ister mahallelerimizde, ister doğada olsun — korunmaya değer olduğunu hatırlatan önemli bir bilimsel katkı niteliği taşıyor.