Kamuoyu genellikle iklim eylemine verilen desteği olduğundan küçümsüyor; başkalarının attığı somut adımları ise olduğundan büyük görüyor. Nature Climate Change'de yayımlanan yeni araştırma, bu "algı boşluğunu" düzeltmenin düşük maliyetli bir katılım aracı olarak görüldüğünü, ancak yanlış algıları gidermenin tek başına iklim dostu davranışları otomatik olarak artırmadığını gösteriyor.
Tiede, K.E. ve meslektaşları, Almanya ve ABD'de 2024-25 yıllarında 5 binden fazla kişiyle beş ayrı anket deneyi gerçekleştirdi. Yazarlar, her iki ülkenin "en büyük 10 CO2 salıcısı" arasında yer aldığını ve iklim eyleminin "özellikle gerekli" olduğunu belirtiyor; ancak bu iki ülkenin "farklı kültürel bağlamları" yansıtmadığını ve dünya genelinde daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu da ekliyor. Çalışma, önceki araştırmaların aksine insanların yalnızca iklim eylemini destekleme isteğini sormakla kalmayıp, bağış yapma, protestoya katılma veya davranış değiştirme gibi gerçek dünyadaki eylemleri de ölçerek bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor.
Anketler, katılımcıların çoğunun iklim eylemini desteklediğini, ama çok daha azının ölçülebilir davranış sergilediğini ortaya koydu. İlk ankette katılımcıların %37'si WWF'ye bağış yapmaya istekli olduğunu söyledi; fırsat sunulduğunda ise yalnızca %4'ü bağış yaptı. Katılımcılar diğer insanların bağış yapma oranını ortalama %23 olarak tahmin ederek akranlarının eylemlerini olduğundan yüksek gördü. Buna karşılık, bağış yapma istekliliği ortalama %34 olarak hafifçe düşük tahmin edildi.
Araştırmacılar bu tutarlı örüntüyü "ortalamaya gerileme" olarak adlandırıyor: Yüksek kamu desteği olduğunda katılımcılar desteği olduğundan düşük tahmin etti; düşük destek olduğunda ise tahmin daha yüksek çıktı. Yazarlardan biri, Carbon Brief'e bu algı boşluğunun "cehalet veya önyargıdan" değil, insanların "yalnızca iyi tahmin yapmada iyi olmadığından" kaynaklandığını söyledi. Üçüncü anketin sonuçları da bu boşluğun, insan beyninin büyük gruplar hakkında isabetli kestirim yapmasını zorlaştıran genel bilişsel süreçlerden kaynaklandığını gösteriyor.

Çalışma ayrıca, iklim eylemine zaten dahil olan, iklimi daha sık tartışan ve iklim odaklı haberleri daha fazla tüketen kişilerin akranlarının iklim desteğini "her alanda" daha yüksek tahmin ettiğini ortaya koyuyor. Yazarlar, bu bireysel ve çevresel faktörlerin, genel tahmin hatalarından ayrı bir rol oynadığını belirtiyor.
Dördüncü ve beşinci anketler, başkalarının inanç ve davranışlarına dair bağlam bilgisinin katılımcıların tutumunu etkileyebildiğini gösterdi. Hane gelirinin %1'ini WWF'ye bağışlamaya istekli olduğu söylenen %68'lik oran katılımcılara iletildiğinde bağış yapma istekliliği arttı. Buna karşılık, gerçekte yalnızca %4'ün bağış yaptığı bilgisi verilen grup; iklim değişikliğini tartışma, dilekçe imzalama ya da bağış yapma konusunda kontrol grubundan daha fazla isteklilik bildirmedi. Üç grup için de fiili bağışlar üzerinde belirgin bir etki gözlenmedi.
Çalışmanın başyazarı ve Institute for Planetary Health Behaviour at the University of Erfurt bilimsel direktörü Dr. Kevin Tiede, Carbon Brief'e "İnsanlara yalnızca kaç kişinin iklim eylemini desteklediğini söylemek, muhtemelen gerçekten bir şeyleri değiştirmek için yeterli değil" dedi. Tiede, söylem ile eylem arasındaki "doğrudan karşılaştırılabilirliğin" sınırlı olduğunu; insanlara daha fazla zaman ve bağış yapacakları yer konusunda özerklik tanınmasının daha fazla eyleme yol açabileceğini ekledi.
Çalışma, bir kişinin kendi görüşlerinin çoğunluktan farklı olduğuna inandığı "çoğulcu cehalet" olgusunun iklim alanında da bulunduğunu, ancak daha önce varsayılandan daha nüanslı bir tablo çizdiğini ortaya koyuyor. Yazarlar, iklim değişikliğinde "dünya genelindeki insanların büyük çoğunluğunun iklim eylemini desteklediğini, ancak insanların bu desteğin kapsamını önemli ölçüde küçümsediğini" belirtiyor.

Stanford University Doerr School of Sustainability'de yardımcı doçent olan ve araştırmada yer almayan Prof. Madalina Vascleanu, iklim eylemini teşvik etmenin karmaşık bir süreç olduğunu söylüyor. Vascleanu'ya göre, etkili iletişim birden fazla ve tekrarlanan girişim gerektirebileceği gibi, insanların iklim değişikliğinin geniş çapta desteklendiği "normunu" doğrudan deneyimlemesi yalnızca söylenmesinden daha etkili olabilir. Protesto ya da vejetaryenlik gibi "gözlemlenebilir" davranışların, bağış gibi "özel davranışlara" kıyasla akranlar arasında iklim eylemini teşvik etmede daha büyük etki yaratabileceğini belirten Vascleanu, çalışmanın literatüre "büyük bir katkı" olduğunu ifade ediyor. Sebebi ise algı boşluğunu düzeltmenin iklim dostu davranış üzerinde akademisyenlerin daha önce varsaydığı gibi bir etkisi olmadığını göstermesi. Vascleanu, çalışmanın "birkaç yeni hipotez" tetiklediğini ve kendi laboratuvarının bunlar üzerinde çalıştığını da sözlerine ekliyor.
Università Cattolica del Sacro Cuore'de sosyal psikoloji doçenti olan Prof. Mauro Bertolotti ise araştırmanın ortaya koyduğu "tutum-davranış boşluğunun" "oldukça yaygın bir bulgu" olduğunu söylüyor. Bertolotti buna karşın, deney ortamlarının gerçek hayattan farklı "varsayım ve beklentiler" taşıdığı uyarısında bulunuyor. Kullanılan "basitleştirilmiş ve soyut" ölçütlerin insanların çevresel bir amaca bağış yapma kararına giden süreci tam olarak yansıtmayabileceğini ve bu süreci "tekrar etmeyebileceğini" belirtiyor.
Araştırmacılar, iklim şüphecilerini ikna etmeye çalışmak yerine, hâlihazırda iklim eylemini destekleyen çoğunluğa ulaşmayı hedefleyen iletişim stratejilerinin daha etkili olduğunu savunuyor. Karar alıcılar için öneriler arasında, iklim dostu davranışları "uygunluk ve sübvansiyonlarla" kolaylaştırmak ve çevre politikalarının görünür ve yaygın kamu desteği kazanabilmesi için adaleti öncelemek yer alıyor. Yazarlar ayrıca, toplumun iklim eyleminin "etkinliği ve yan faydaları" hakkında bilgilendirilmesinin yararlı olacağını ekliyor.
Tiede, K.E. et al. (2026) People systematically under- and overestimate public engagement in climate action, Nature Climate Change, https://doi.org/10.1038/s41558-026-02668-z



