Güney Afrika'nın Karoo bölgesindeki çalı bozkırlarında, özel koku eğitimi almış köpekler koruma biyologlarına gözlemlenmesi son derece güç olan türlerin izini sürüyor. Kara ayaklı kedi (Felis nigripes) gün boyu yuvalarda gizlenip karanlıkta ortaya çıktığı için geleneksel yöntemlerle incelenemiyor. Canines for African Nature adlı kuruluşla çalışan koruma biyoloğu Michelle Marie Schroeder, bu sorunu iki Alman Kısa Tüylü Pointer — Lyka ve Sebala — ile çözüyor. Koku eğitimi alan köpekler, kedi dışkısını bulduklarında yere yatıp hareketsiz kalıyor ve Schroeder'a işaret veriyor.
Schroeder tek başına bir yıldan uzun sürede yalnızca dört dışkı örneği bulabildi. On yaşındaki Lyka ise birkaç ay içinde yüzlerce örneği tespit ederek türün invaziv olmayan genetik izlemesine temel oluşturdu. "Yardım olmadan dışkıların muhtemelen yüzde 90'ından fazlasını bulamazdım," diyor Schroeder. "Ayrıca diğer küçük etoburların dışkılarından ayırt etmek de çok zor. Köpekler çok daha isabetli."
University of Cape Town bünyesindeki Institute for Communities and Wildlife in Africa araştırmacılarından Hal Brindley de bu küçük, gizli yırtıcıları inceliyor. Brindley, kara ayaklı kediyi yakalama ve tasma takma gibi invaziv yöntemler olmadan incelemenin inanılmaz derecede zor olduğunu belirtiyor. "Kamera tuzakları gibi daha yaygın invaziv olmayan yaklaşımlar da çoğu zaman etkisiz kalıyor. Dışkı tespiti ise doğrudan müdahale gerektirmeyen değerli bir alternatif sunuyor," diyor.
Zorluk, kara ayaklı kedilerin dışkılarını diğer etoburların aksine patikalara ya da yüksek noktalara bırakmamasından kaynaklanıyor. F. nigripes dışkısını neredeyse rastgele yerlere — bir yerdomuzu yuvasının içine, çalıların altına ya da göze çarpmayan başka noktalara — bırakıyor. "Her dışkı bir anlamda sürpriz oluyor," diyor Schroeder. "Bu da beni tamamen köpeklere bağımlı kılıyor."
İyi durumdaki küçük bir dışkı örneği bile araştırmacılara hayvanın cinsiyetini ve bazı durumlarda bireysel kimliğini veriyor. Yeterli örnekle bilim insanları, bir bölgede kaç kedi yaşadığını tahmin edebiliyor ve popülasyonlar arasındaki akrabalık ilişkilerini anlayabiliyor. Laboratuvar analizleri kedilerin beslenmesini ve taşıdıkları bağırsak parazitlerini de ortaya koymaya başladı. Schroeder dışkıları "küçük genetik veri külçeleri" olarak tanımlıyor.
Şu ana kadar sonuçlar cesaret verici. Namibya ve Güney Afrika'da yaklaşık 700 kilometre mesafedeki iki bölgeden alınan örneklerin analizi, popülasyonlar arasında çok az genetik farklılaşma olduğunu gösteriyor. Schroeder, bunun Karoo'nun bu kesiminde hâlâ gen akışı bulunduğuna işaret ettiğini söylüyor. Yani incelenen alanlarda kara ayaklı kediler yarı kurak peyzajda hâlâ hareket edip karışabiliyor. Schroeder yine de bunun Karoo'nun yalnızca küçük bir bölümü olduğunu ve insan faaliyetlerinin yoğun olduğu, popülasyonların daha izole olabileceği yerlerde aynı örüntünün geçerli olup olmadığının henüz bilinmediğini vurguluyor.
Lyka ve Sebala'nın kara ayaklı kedilerdeki başarısı, Schroeder'i bir başka zor tür olan Temminck pangolini (Smutsia temminckii) için bir pilot projeye yöneltti. Amaç, pangolin dışkısından genetik materyal elde ederek yasadışı ticarette ele geçirilen pulların kökenini izlemeye yardımcı olabilecek coğrafi referanslı bir DNA veri tabanı kurmaktı.
Pangolinler ise yeni zorluklar getirdi. Etoburların dışkıları haftalarca kalırken, esas olarak termit ve kumdan oluşan pangolin dışkıları özellikle kuru ortamlarda çok hızlı bozuluyor ve bir-iki gün içinde yok oluyor. Üstelik pangolinler günde yalnızca bir kez dışkılıyor, bu da mevcut örnek sayısını son derece sınırlı kılıyor.
Schroeder farklı bir strateji geliştirdi: Köpekler, pangolinlerin kazı yaparken geride bıraktığı güçlü kokuyu takip ederek beslenme alanlarını aramaya başladı. Araştırmacılar bu alanlarda dışkı ve hayvanlardan geriye kalan diğer taze biyolojik izlerden DNA elde etti. Pangolinlerin temel savunma mekanizması, top şeklinde kıvrılıp pullarıyla korunmak. Schroeder bu stratejinin sırtlan gibi yırtıcılara karşı etkili olduğunu ancak insanlara karşı işe yaramadığını, hatta yasadışı ticarette yakalanmayı kolaylaştırdığını belirtiyor. "Pek çok avcının onları bulmak için köpek kullandığı düşünülüyor. Mesele aynı aracı koruma amaçlı kullanabilmekte," diyor.
Pangolin projesi, beklenen fon sağlanamayınca Eylül 2025'te askıya alındı. Köpekler eğitilmiş olmasına rağmen Schroeder, saha çalışmalarını ve laboratuvar analizlerini sürdürmek için henüz alternatif kaynak bulamadı.
Limpopo eyaletindeki Green Dogs Conservation adlı STK'nın direktörü Rox Brummer, köpekleri yaban hayatı koruma amaçlı geniş bir görev yelpazesinde eğitiyor: Yaban çitalarını çiftlik hayvanlarından uzak tutmaktan, nesli tehlike altındaki nehir tavşanlarının (Bunolagus monticularis) araştırılmasına kadar. "Köpeklerin önyargısı yok," diyor Brummer. "Kokuyu peşin hükümsüz takip ediyorlar. Araştırmacılar hayvanların nerede olabileceğine dair hipotezlerle yola çıkarken, köpekler sadece kokuyu izliyor ve bu da beklenmedik örüntüleri ortaya çıkarabiliyor."
Canines for Nature ile çalışan ekolojist Aliénor Brassine, Karoo'da nehir tavşanlarını tespit etmek için tespit köpeklerini kamera tuzaklarıyla birlikte kullandı. "Yöntemleri birleştirmek sonuçları iyileştiriyor ve daha iyi kararlar almamızı sağlıyor," diyor Brassine. Rüzgâr enerjisi geliştirme projeleri için önerilen alanlarda tavşanların varlığının doğrulanması, kritik habitatın belirlenmesine ve bu habitatlara zarar verebilecek projelerin önlenmesine yardımcı oldu. Brassine, "Bir türün bir habitatı kullandığına dair kanıtınız varsa, geliştiriciyi buranın hassas olduğuna ikna etmek çok daha kolay," diyor.
Araştırmacılar, tespit köpeklerinin nesli tehlike altındaki diğer türleri, istilacı türleri ya da nadir bitkileri bulma potansiyelinin muazzam olduğunu ve Afrika'da büyük ölçüde yeterince kullanılmadığını düşünüyor. Bunun daha yerleşik bir araç haline gelmesi için daha fazla bilimsel kanıta ve her şeyden önce daha fazla fona ihtiyaç olduğunu söylüyorlar.
Saha çalışmasının amansız temposunun ötesinde Schroeder, Brassine ve Brummer ortak bir duyguyu paylaşıyor: Köpekler yalnızca hizmet hayvanı ya da ekip üyesi değil, aynı zamanda yaşam boyu yoldaş. Brassine seçim kriterlerini şöyle özetliyor: "Neredeyse saplantılı bir oyun motivasyonuna sahip hayvanlar arıyoruz — genellikle bir topla, bazen bir frizbiyle — çünkü bu dürtü işin anahtarı. Ama en az onun kadar önemli olan, bir 'kapanma düğmesine' sahip olmaları: Evde dinlenebilmeleri, insanlarla ve diğer hayvanlarla bir arada yaşayabilmeleri."



