Hindistan'ın en kuzeyindeki Jammu ve Keşmir birlik bölgesinde 1960 ile 2020 arasındaki 60 yılda su kütlelerinin yüzölçümü daralırken yapılaşmış alanlar belirgin biçimde genişledi. Water Science dergisinde yayımlanan çalışma, bu genişlemenin özellikle 1990'lardan sonra hız kazandığını saptıyor. Araştırmacılar, kentleşme, nüfus artışı, okuryazarlık oranı, kişi başına gelir ile yolcu ve yük trafiği gibi sosyoekonomik faktörlerin, yıllık yağış ve ortalama maksimum ile minimum sıcaklıklar gibi inceledikleri iklimsel değişkenlerden daha güçlü biçimde arazi kullanımı değişimiyle ilişkili olduğunu buldu.

Çalışma birincil saha araştırmalarına dayanmıyor. Arazi kullanımı kayıtları ağırlıklı olarak on yıllık aralıklarla bulunduğundan, araştırmacılar yıllar arasındaki verileri istatistiksel analiz için yıllık veri setine dönüştürmek amacıyla ara değerlerle tamamladı. Yazarlar, bu yöntemin bazı istatistiksel ölçüleri şişirebileceğini ve sonuçların kesin tahminler değil, ağırlıklı olarak ilişkiler olarak yorumlanması gerektiğini belirtti. Yine de değişimin genel yönü net: yapılaşmış arazi keskin biçimde genişlerken su kütlelerinin yayılımı küçüldü.

Çalışmanın yazarlarından ve Sher-e-Kashmir University of Agricultural Sciences and Technology (SKUAST-K) öğretim üyesi Ishrat Farooq Bhat, rakamların yerelde gözle görülen bir dönüşümü yansıttığını ifade etti. Bhat, Jammu ve Keşmir'de tarım arazilerinin son birkaç on yıldır giderek artan biçimde konut ve bahçe tarımı kullanımına dönüştürüldüğünü söyledi. Srinagar'dan gelen Bhat, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kentleşmeye daha çok yöneliyoruz. Eskiden evlerimizin önünde bulunan kanallar ve kaynaklar artık yok. İki üç on yıl önce burada her yerde pirinç tarlaları vardı, ama şimdi neredeler? Kentleşme ve daha da önemlisi işgaller nedeniyle yok oldular."

Bhat, kent merkezlerinin genişlemesinin daha önce tarım veya bahçe tarımı için kullanılan arazilere sanayi gelişimini de getirdiğine dikkat çekerek, "Arazi artmıyor. Coğrafi araziden alıyoruz" dedi. Coğrafi alanın kendisi kaybolmuyor; ancak bir zamanlar tarımsal, ekolojik veya suyla ilgili işlevler üstlenen araziler giderek başka kullanımlara dönüştürülüyor.

Çalışmanın ortak yazarı ve SKUAST bölüm başkanı Farhet A. Shaheen de özellikle son iki üç on yılda konut, yol, demiryolu ve diğer altyapıdan oluşan beton yapılaşmanın genişlemesine işaret etti. Shaheen, kalkınmanın ekonomik büyüme için gerekli olduğunu ancak ekolojik korunumla dengelenmesi gerektiğini belirtti ve siltasyonu bir başka büyük endişe kaynağı olarak ekledi. Shaheen'e göre havza alanlarındaki ormansızlaşma ve kalkınma toprağı gevşetiyor; yağmur ve eriyen kar suları bu toprağı göllere taşıyarak göl yataklarında çökelti biriktiriyor. Wular ve Anchar gölleri çevresinde siltasyondan etkilenen alanlar pirinç tarımı, sebze yetiştiriciliği ve plantasyonlar için de kullanılıyor. Shaheen, işgal, kentleşme, altyapı gelişimi ve tarım uygulamalarının su kalitesini de etkileyebileceğini; gübreler, pestisitler ve arıtılmamış evsel atık suların ötrofikasyon ve alg büyümesine katkıda bulunduğunu sözlerine ekledi.

Her su kütlesinin kendi hikâyesi var

Arazi kullanımı değişimiyle sulak alan bozulması arasındaki ilişki her yerde aynı değil. Çalışmaya dahil olmayan University of Kashmir öğretim görevlisi ve sulak alan ile tatlı su ekolojisi alanında doktora araştırmacısı Sami Ullah Bhat, korumacıların her su kütlesini özgün baskılarına göre incelemesi gerektiğini söyledi. "Belli ortak noktalar var, ancak her sistemi kendi içinde anlamamız gerekiyor" ifadesini kullanan Sami Ullah Bhat, Wular Gölü'nde söğüt istilasını bir sorun olarak örnek gösterirken, Dal Gölü'nde yüzen evler ve turizme bağlı atık suların daha öne çıkan bir endişe olduğunu belirtti.

Dal Lake, India

Sulak alanlar için iki on yıldan fazla saha çalışmasına dayanarak arazi dönüşümü, işgal ve kirliliği üç büyük baskı olarak tanımlayan Sami Ullah Bhat, nehir sulak alanlarını en çok etkileyen baskıların ise havza bozulması, kirlilik ve özellikle kum ile çakıl madenciliği olduğunu vurguladı. "Bir nehir veya dere, bir havzanın yansımasıdır" diyen Sami Ullah Bhat, ormanların bozulması durumunda sedimentin derelere girerek bulanıklığı artırabileceğini; havzada gübre veya diğer kirleticiler kullanılırsa etkilerinin suyun kimyasında zamanla görülebileceğini anlattı. Sulak alanların kaybı veya değişimi, hidrolojik süreçleri, biyolojik çeşitliliği ve çevre topluluklarının bağımlı olduğu ekosistem hizmetlerini etkileyebileceğini belirten Sami Ullah Bhat, arazi kullanımı değişiminin sürmesi halinde hidrolojik bozulmaya katkıda bulunabileceğini ve Keşmir ekosistemlerinin fiziksel, biyolojik ve toplumsal boyutlarını etkileyebileceğini sözlerine ekledi. Sami Ullah Bhat, iklim değişikliğinin de Keşmir'deki ekosistemleri ve kaynakları zaten etkilediğini ve kentleşme, işgal, altyapı gelişimi gibi yerel baskılarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Koruma programları yetersiz kaldı

Water Science çalışması, ulaşım ve arazi kullanımı planlamasının daha güçlü bir şekilde entegre edilmesini ve sulak alanlar çevresine yasal koruma tampon bölgeleri oluşturulmasını öneriyor. Ishrat Farooq Bhat, daha iyi kanıt ihtiyacının Keşmir'in arazi kullanımı planlamasının karşılaştığı daha geniş bir zorluğun parçası olduğunu ifade ederek, politika yapıcıların kentleşmeyi izole bir kalkınma eğilimi olarak ele almak yerine bölgenin yerel gerçeklerine daha yakından dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Shaheen de altyapı genişlemesinin ekolojik korunumla dengelenmesi gerektiğini savundu.

Keşmir'de halihazırda sulak alan koruma ve yönetim programları bulunuyor. Ancak Hindistan Comptroller and Auditor General tarafından yapılan son bir performans denetimi, Dal, Wular, Hokersar, Mansar, Surinsar ve Manasbal göllerinde uygulama yetersizlikleri tespit etti. Denetim; arazi kullanımı değişimi, işgal, arıtılmamış atık su, yetersiz kanalizasyon ağları, fonların yetersiz kullanımı ile izleme ve yönetimdeki zayıflıklar gibi sorunları işaret etti. Sami Ullah Bhat, daha güçlü yönetim, yeterli finansman ve daha fazla teknik uzmanlık gerektiğini belirterek restorasyonun yalnızca görünür semptomları tedavi etmeye indirgenemeyeceğini vurguladı. "Semptomları inceleyecekler ve bu semptomlar hastalığın teşhisine götürecek. Semptomlar, nedeni anlamada eşit derecede önemli" dedi.

Araştırmacıların 1960 ile 2020 arasında belgelediği manzara durağan değil. Yollar genişlemeye, yerleşimler büyümeye ve arazi talebi artmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde Keşmir'in su kütlelerinin bu genişleme karşısında geri çekilmeye devam edip etmeyeceği ya da arazi kullanımı planlamasının sulak alanları, nehirleri ve çevre havzaları kaybolmadan önce korunmaya değer altyapı olarak görmeye başlayıp başlayamayacağı belirleyici olacak.

Kaynak: Bhat, I. F., Shaheen, F. A., Majid, M., Wani, F. J., Lone, F. A., Lone, M. A., … Rather, A. A. (2026). Six decades of land-use and land-cover change in Jammu and Kashmir: Socio-economic drivers and implications for water resources. Water Science, 40(1). doi:10.1007/s44533-026-00046-4