Sıcak hava dalgaları ve kuraklık Avrupa'daki su kaynaklarını rekor düzeyde düşük seviyelere iterken, yoğun su kullanan fosil yakıt santrallerinin iklim krizine karşı giderek artan hassasiyeti bir kez daha ortaya çıktı. 4 Ağustos'ta Polonyalı enerji şirketi Enea, Vistula Nehri'ndeki su seviyesinin kritik derecede düşmesi üzerine soğutma suyu tedariki kısıtlanınca Kozienice ve Połaniec kömürlü termik santrallerinde üretimi düşürmek zorunda kaldı. Sistemden çıkarılan 1,3 GW'lık kapasite, Polonya'nın mevcut elektrik kapasitesinin yaklaşık %2'sine karşılık geliyor ve kesintiler sürüyor.

Vistula üzerinde yer alan 4 GW kapasiteli Kozienice, Polonya'nın taş kömürüyle çalışan en büyük elektrik santrali. Santralın nehir üzerindeki çevresel baskısı yıllardır belgeleniyor. 5 Ağustos'ta Kozienice yakınlarındaki nehir debisi 135 m³/s'ye kadar geriledi; santralin soğutma sistemi ise saniyede yaklaşık 80–100 m³ su çekiyor. Bu, geriye kalan debinin yarısından fazlası demek. Araştırmalar, soğutma sisteminin her yıl altısı koruma altında 23 balık türüne ait 102 milyon balık larvasının ölümüne yol açtığını ortaya koymuştu.

Nehir ve ekosistem üzerindeki baskıya rağmen Enea, Kozienice sahasına 1,3 GW kapasiteli yeni bir gaz santrali kurma planını sürdürüyor. İnşaatına 2026'da başlanan gaz ünitelerinin 2029'da faaliyete geçmesi, mevcut kömür ünitelerinin ise 2032'ye kadar devre dışı bırakılması planlanıyor. Yeni gaz santralinin kömür üniteleriyle eş zamanlı çalıştırılması, yüksek soğutma suyu talebinin sürmesi nedeniyle Vistula Nehri ekosistemi üzerindeki yükü daha da ağırlaştırabilir.

Beyond Fossil Fuels kampanyacısı Kasia Szeniawska, kömürlü termik santrallerin kendi yarattıkları sorunların bedelini ödediğini söylüyor:

"Sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar daha şiddetli hale geldikçe, fosil yakıta dayalı enerji sistemlerinin zayıf yönlerini de gözler önüne seriyor. Çoğu AB ülkesi kömür kullanımını azaltırken Polonya, sadece kömürden zamanında çıkış planı yapmakta başarısız olmakla kalmıyor, aynı zamanda çevre sorunlarını daha da ağırlaştıracak yeni gaz santralları inşa ediyor. Bunun yerine Polonya, bu anı fırsat bilerek yenilenebilir enerjiye ve temiz, esnek enerji çözümlerine yatırım yapmalı. Böylece hem enerji güvenliğini güçlendirebilir hem de toplumları öngörülemeyen enerji arzından, kabaran faturalardan ve iklim krizinin ağırlaşan etkilerinden koruyabilir."

Türkiye'de 37 santral, %34 elektrik

Polonya'daki bu tablo, gözlerin Türkiye'ye çevrilmesine yol açıyor. Türkiye'deki 37 aktif kömürlü termik santral, ülke elektriğinin %34'ünü karşılıyor. Bu santrallerde üretilen elektriğin üçte ikisi ithal kömürden geliyor. Kömür, enerji kaynakları arasında en yoğun su tüketen seçeneklerin başında geliyor: Standart bir kömürlü termik santral her 3,5 dakikada bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar, yaklaşık 2.500 metreküp su çekiyor. Elektrik sektörü her yıl yaklaşık 285 milyar metreküp su çekiyor ve 15 milyar metreküp su tüketiyor.

Kömürün su tüketiminin ulaştığı boyut, Türkiye'de faaliyetini sürdüren iki santralin verileriyle somutlaşıyor. Yatağan Termik Santralı, 45 bin nüfuslu Yatağan ilçesinin toplam kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazla su harcıyor. Yeniköy Termik Santralı'nın yıllık tüketimi ise 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin yıllık kentsel su tüketiminin 2,5 katına yakın.

Kömür madenciliğinde, kömürün güvenli şekilde çıkarılması için maden sahasının susuzlaştırılması, yani yeraltı sularının tamamen boşaltılması gerekiyor. Maden atığı ve kömür stok sahalarındaki sızıntılar ile kömürün termik santralda yakılmasından önce hazırlanması ve zenginleştirilmesi sırasında ortaya çıkan atık sular da yeraltı ve yüzey sularında kirlenmeye yol açıyor.

Świerże Górne, Elektrownia "Kozienice" S.A. - fotopolska.eu (216640).jpg

"Su varlıklarını gasp ediyor"

Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay, kömür sektörünün madenlerdeki susuzlaştırmadan santrallerin soğutulmasına kadar her aşamada Türkiye'nin kısıtlı su varlıklarını gasp ettiğini hatırlatıyor:

"500 megavatlık tek bir kömürlü termik santral, açık devre soğutma sisteminde her üç dakikada bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çekiyor. Bu su gaspının etkileri yıkıcı. Muğla Yatağan'daki santral tek başına koca bir ilçenin kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazlasını harcıyor. Afşin ve Elbistan'da maden için yapılan susuzlaştırma yenilenmesi mümkün olmayan yer altı su varlıklarını yok ediyor. Bölgedeki santrallerin soğutma için kullandıkları su bölge tarımını besleyen Ceyhan Nehri'ne kaynak olan nehirleri ve Ceyhan Nehri'ni etkileyerek yalnızca su varlıklarını değil tarımı da etkiliyor."

Alpay, suyun kalitesi açısından da büyük bir risk bulunduğuna dikkat çekiyor: Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinden her yıl kömür yakma süreci nedeniyle doğaya 1 tondan fazla cıva salındığı hesaplanıyor. Bu cıvanın %20'si Akdeniz'de deniz suyuna çökelmekte ve balıkların dokularında birikerek besin zincirine karışıyor.

COP31 başkanlığı ve kömürden çıkış

2026-2030 Ulusal Su Planı'na atıfta bulunan Alpay, planın içme ve kullanma suyu ihtiyacı, çevresel su ihtiyacı ve tarımsal sulama üretimini enerji üretimine kıyasla önceliklendirdiğini hatırlatıyor. İklim krizinin su stresi ve kuraklık etkilerine değinen Alpay, sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Bütün bunlar iklim krizinin de en büyük nedeni olan kömür odaklı enerji politikalarından aciliyetle vazgeçilmesinin gerekliliğini bize gösteriyor. Bu sene COP31'e başkanlık yapacak Türkiye, hem iklim krizinin en büyük nedenlerinden olan hem de farklı şekillerde su varlıklarımızı tehdit eden kömürden vazgeçmeli, yeni kömürlü termik santral yapılmayacağının taahhüdünü vermeli, kömürden çıkış tarihini açıklamalı ve gerçek bir kömürden adil geçiş için planlama yapmalı."