Nepal ve Tibet arasındaki sınır bölgesinde 26 Ağustos'ta yaşanan heyelan ve sellerde en az 900 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 4.700 kişi ise hâlâ kayıp. Felaketin nedenine dair ilk raporlar, 4.4 büyüklüğünde bir depremin çığı, çığın da seli tetiklediği yönündeydi. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ise olayın aslında bir buzul çökmesinden kaynaklandığını açıkladı.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, görüntülerden edindiği izlenimi şöyle aktarıyor: "Bir kaya-buz kütlesinin kama kayması sonucunda bir buzul vadisini ve içindeki malzemeyi kuru sıvılaşma etkisiyle bir kaya çığına dönüştürmüş olduğu." Görüm, süreçin bundan sonra nasıl ilerlediğini de anlatıyor: "Bu olay nedeniyle akarsu kısa bir süreyle setleniyor ve bir göllenme oluşuyor. Set gölünün yıkılmasıyla birlikte önce moloz akmasına, ardından sele dönüşüyor ve önüne çıkan her şeyi yıkıp götürüyor."
Olayın bir depremle tetiklenmediğini vurgulayan Görüm, yaşananları "iklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli etkilerinin art arda gelmesine acı bir örnek" olarak nitelendiriyor. Buzulların hızla erimesinin dağlık kitlelerde hem mekanik hem de termal dengesizlik yarattığını açıklayan Görüm, süreci şöyle özetliyor: "İklim değişikliği nedeniyle buzullar çok hızlı bir şekilde eriyor. Buzulun dağa uyguladığı bir ciddi baskı var. Buzul eridikçe, bu baskı da eksiliyor. Yükün azalması nedeniyle dağ kütlesinde çatlaklar oluşmaya başlıyor. Ancak kopuş bugün mü olur, yarın mı, bu bilinemiyor."
Görüm, iklimin dağ kütlesi üzerindeki etkilerinin yalnızca mekanik baskının azalmasıyla sınırlı kalmadığını da ekliyor: "İklimin daha farklı etkileri de var. Donma, çözülme dönemlerini değiştiriyor örneğin. Kayanın üzerindeki buzullar eridikçe, kayanın termal iletkenliği artıyor, yani güneşten daha fazla ısı çekiyor. Bu ısı da zaman içerisinde kayaların çatlak dinamiklerini bozuyor."
Türkiye'de de riskli alanlar bulunuyor
Nepal ve Tibet'teki olay büyüklüğünde olmasa da benzer bir riskin Türkiye'de de bulunduğunu belirten Görüm, Erzurum, Artvin, Hakkari ve Kars'ın bazı bölgelerini riskli alanlar olarak öne çıkarıyor. Görüm, "Türkiye'de bu gibi olaylar için en riskli alanları biliyoruz. Erzurum civarı, Artvin, ikisinin arasındaki Tortum, riskli bölgeler" diyor ve Kars'ın Kağızman ilçesindeki deniz gölüne dikkat çekiyor: "Kars'ın Kağızman ilçesinde bir deniz gölü var. Burası eski bir volkanik alan, fakat patlama sırasında oluşan bir heyelanın gövdesine yerleşmiş büyük bir göl sistemi var. Altında da Denizgölu köyü var. Buralarda bir hareket olduğunu biliyoruz. Hakkari'de küçük yerleşimlerin olduğu birçok alanda, özellikle üstlerde buzul göllerinin bulunduğu yerlerde, riskli alanlar var."
1840'da Ağrı Dağı'nda benzer bir facia yaşanmıştı
Görüm, Türkiye'de de benzer bir olayın daha önce yaşandığını hatırlatıyor: "Çok bilinmese de buna benzer bir olay Türkiye'de de yaşandı: 2 Temmuz 1840'ta Ağrı Dağı'nda 1300 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir kaya çığı olayı var. Bu olayın volkanik patlama olduğu söyleniyor ancak aslında değil. Bu olayda da bir göllenme oluşuyor ve yedi gün sonra, bu gölün yıkılmasıyla oluşan selde, aşağıdaki bir Osmanlı köyünde 400 kişi daha yaşamını yitiriyor."
