Hava sıcaklığı 30°C'nin üzerine çıktığında, bağıl nem yüzde 30'un altına düştüğünde ve rüzgar hızı saatte 30 kilometreyi aştığında orman yangını riski kritik seviyeye ulaşıyor. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, "30-30-30 kuralı" olarak bilinen bu koşulların oluştuğu günlerde kırmızı alarm seviyesinde uyarı yapılması gerektiğini söylüyor: "Yeşil, sarı ve kırmızı şeklinde bir risk sistemi oluşturulacaksa, 30-30-30 koşullarının yaşandığı günlerde kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapılmalı."
Uyarının tek başına yeterli olmadığını belirten Tolunay, orman içinde veya kenarında yaşayanların alarm verildiğinde ne yapacağını bilmesi gerektiğini ve bunun bir yangın kültürüne dönüşerek toplumda otomatikleşmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye'de orman yangını tehlikesi genellikle 1 Mayıs-1 Kasım döneminde yükseliyor; haziran, temmuz ve ağustos aylarında meteorolojik koşullar yangınların çıkışı ve yayılması açısından daha kritik hale geliyor. İklim değişikliğinin etkisiyle yüksek yangın riski eylüle kadar uzayabiliyor. Tolunay, meteorolojik veriler ışığında riskin yükseldiği dönemlerde alarm seviyesinin artırılması gerektiğini ifade ediyor.
Kurutucu rüzgarlar ormanı 'barut fıçısı' haline getiriyor
Kurutucu rüzgarlar bitki örtüsündeki nemi azaltarak yangın riskini büyütüyor. Akdeniz Bölgesi'nde kuzeydoğudan esen poyraz, Karadeniz'de ise güneybatıdan esen lodos özellikle etkili rüzgarlar arasında yer alıyor. Rüzgar canlı ağaçların daha fazla su kaybetmesine yol açarken kuru ot ve yapraklarda kalan nemi de düşürüyor. Tolunay, "Kurutucu rüzgarlar ormanı adeta barut fıçısı haline getiriyor ancak asıl önemli etkilerinden biri, rüzgar hızının artmasıyla yangının da daha hızlı ilerlemesi" diyor.
Yangının hızını somut örneklerle açıklayan Tolunay, 2021'deki Manavgat yangınında alevlerin saatte 8-10 kilometre, geçen yıl Çanakkale'deki bazı yangınlarda ise saatte 5-6 kilometre hızla ilerlediğine dikkati çekiyor. Yangınlar zaman zaman bir insanın yürüme hızı olan saatte 3-4 kilometreden daha hızlı yayılabiliyor. Hızlı ilerleyen yangın müdahaleyi zorlaştırırken yerleşim alanlarının korunması ve tahliye için kalan süreyi de azaltıyor.

Şiddetli rüzgarlar kıvılcımları taşıyarak yeni yangınların başlamasına da neden olabiliyor. Rüzgar hızı saatte 50, 60 veya 80 kilometreye çıktığında risk daha da büyüyor. Tolunay, bu durumda alarm seviyesinin daha da yükseltilmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: "Şiddetli rüzgar, yangının yayılmasını hızlandırdığı gibi uçak ve helikopterlerin güvenli şekilde görev yapmasını da zorlaştırabiliyor. Hava araçları havalansa bile suyun hedefe doğru şekilde bırakılması güçleşebiliyor."
Yanıcı madde yönetimi ve yaban hayatı
Orman yangınlarının önlenmesi ve yayılma hızının azaltılması için yanıcı madde yönetimi öne çıkıyor. Tolunay, bağ, bahçe ve evlerin çevresindeki kuru otların yaz aylarında mutlaka biçilerek uzaklaştırılması gerektiğini kaydediyor. Orman alanlarıyla yerleşimler arasında tampon alanlar oluşturulması ve ormana yakın yapılarda yangına dayanıklı malzemelerin kullanılmasının zorunlu hale getirilmesi de öneriler arasında. Çatı sulama sistemleri gibi uygulamaların değerlendirilebileceğini belirten Tolunay, bitkilerde sulamanın da tutuşma riskini azaltabileceğini dile getiriyor.
Yol kenarları, elektrik nakil hatlarının çevresi, demir yolları ve yerleşim alanları gibi riskli bölgelerde sorumlu kurumların kuru ot ve kolay tutuşabilen materyalleri temizlemesi gerektiğini vurgulayan Tolunay, ormanların tamamında kuru ot ve yaprakların temizlenmesinin doğru olmadığını belirtiyor. Bu materyaller çürüyerek toprağa besin ve humus sağladığı için çalışmaların yüksek riskli bölgelerde yoğunlaştırılması gerekiyor.
Yaban hayatı da yanıcı madde yükünün azaltılmasında rol oynayabilir. Otçul hayvanlar ot ve çalıları tüketerek ormanlardaki yanıcı madde yükünü düşürme potansiyeline sahip. Türkiye'nin tür çeşitliliği açısından zengin olduğunu ancak geyik ve karaca gibi otçul memelilerin popülasyonlarının birçok bölgede yeterince yoğun olmadığını belirten Tolunay, yaban hayatının korunması ve geliştirilmesinin bu açıdan önem taşıdığını ifade ediyor.
Keçilerin kontrollü otlatma yoluyla bazı alanlarda yanıcı madde yükünü azaltabileceğini ancak bunun her bölgeye aynı şekilde uygulanamayacağını söyleyen Tolunay, "Ağaçlar henüz fidan aşamasındaysa keçiler fidanlara zarar verebilir. Bu nedenle tek bir yöntemden söz etmek mümkün değil. Ana amaç yanıcı madde yükünü yönetmek olmalı. Bazı yerlerde biçme, bazı yerlerde toplama, kontrollü otlatma veya farklı yöntemler kullanılabilir" diye konuşuyor.
Kritik günlerde kıvılcım kaynaklarına ara
Kritik meteorolojik koşulların görüldüğü günlerde kaynak makinesi kullanılmaması, biçerdöver, balya makinesi ve motorlu tırpan gibi kıvılcım oluşturabilecek ekipmanlarla çalışmaya ara verilmesi gerektiğini vurgulayan Tolunay, turistik tesislerin de personelini bilinçlendirmesi ve olası tahliyeler için hazırlık yapması gerektiğini sözlerine ekliyor.



