Akdeniz Havzası ve Türkiye için orman yangınları doğal ekolojik süreçlerin tarihsel bir parçası. Ancak son yıllarda yaşanan büyük yangınlar, bu olayların yalnızca doğal bir fenomen olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İklimBU) ve Fizik Bölümü'nden Prof. Dr. Murat Türkeş'in analizine göre, iklim değişikliği ve insan etkinlikleri yangın riski rejimini değiştiriyor; uygun koşullar altında yangınlar hızla toplumsal, ekonomik ve ekolojik sonuçlar üreten büyük afetlere dönüşebiliyor.

Afet riski üç bileşenin etkileşiminden doğuyor

Günümüz afet bilimi, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi'nin (UNDRR) benimsediği yaklaşımla örtüşüyor: Afetler yalnızca tehlikelerin sonucu değildir. Afet riski; tehlike, maruziyet ve etkilenebilirlik bileşenlerinin etkileşimiyle oluşur. Dolayısıyla bir yangının afete dönüşmesini belirleyen unsur yalnızca alevlerin büyüklüğü veya şiddeti değil; insanların, ekosistemlerin ve ekonomik varlıkların bu tehlikeye ne ölçüde maruz kaldığı ve ne kadar hazırlıklı olduğudur.

Klimatolojik ve meteorolojik tehlikeler

Yangın tehlikesini büyüten başlıca etmenler aşırı yüksek hava sıcaklıkları, sıcak hava dalgaları, meteorolojik ve tarımsal kuraklık, düşük bağıl nem, yüksek buhar basıncı açığı (VPD), kuruyan bitki örtüsü, biyokütle kökenli fazla kuru yakıt yükü ve güçlü rüzgarlardır. Bu koşulların çoğu yanıcı maddelerin nem içeriğini azaltarak yangının başlamasını, yayılmasını ve yüksek şiddette yanmasını kolaylaştırıyor. İklim değişikliğinin etkisiyle sıcak hava dalgalarının sıklaşması, kurak dönemlerin uzaması ve atmosferik kurutma gücünün artması, Türkiye'nin birçok bölgesinde yangın havası koşullarını daha elverişli hale getiriyor.

Türkiye'nin yangın klimatolojisinde rüzgarın özel bir önemi var. Batı Karadeniz Havzası üzerinden Marmara ve Ege'ye yönelen Poyraz rüzgarları ile Batı ve İç Anadolu'dan Güneybatı Anadolu ve Akdeniz kıyılarına doğru alçalırken adyabatik olarak ısınan çok sıcak ve çok kuru kuzeyli–kuzeydoğulu fön rüzgarları, yangın davranışını şekillendiren kritik atmosferik düzeneklerdir. Bu rüzgar sistemleri alevlerin ilerleme hızını artırırken aynı zamanda sıcaklığı yükseltip nemi düşürerek yakıt kuruluğunu şiddetlendiriyor. Ani hız artıran ve yön değiştiren hamleli rüzgarların da katkısıyla yangınlar kısa sürede yüksek enerjili olaylara dönüşebiliyor.

Fikret orman33.jpg

Maruziyet: Orman ile yerleşim iç içe geçiyor

Yangın riskinin büyümesi yalnızca iklimsel tehlikelerle açıklanamaz. Orman alanlarıyla yerleşimlerin iç içe geçmesi, turizm ve rekreasyon etkinliklerinin genişlemesi, enerji ve ulaşım altyapılarının orman ekosistemleriyle giderek daha fazla kesişmesi maruziyeti artırıyor. Özellikle orman–yerleşim–insan etkinlikleri ara yüzleri (Wildland–Urban Interface, WUI), günümüzde yangın riskinin en hızlı büyüdüğü mekansal sistemlerden biri haline gelmiş durumda.

Etkilenebilirlik boyutında ise ekosistem bozulması, orman parçalanması, yüksek yakıt yükleri, sürdürülebilir olmayan arazi kullanımı, yetersiz izleme ve erken uyarı sistemleri ile hazırlık kapasitesindeki eksiklikler belirleyici rol oynuyor. Türkeş, aynı meteorolojik koşullar altında oluşan iki benzer yangının farklı bölgelerde çok farklı toplumsal ve çevresel sonuçlar doğurabildiğine dikkat çekiyor.

Çözüm: Söndürmenin ötesinde risk yönetimi

Yangınların afete dönüşmesini önlemenin yolu yalnızca yangın söndürme kapasitesini artırmaktan geçmiyor. Tehlikeyi azaltmak, maruziyeti yönetmek, etkilenebilirliği düşürmek ve direngenliği artırmak gerekiyor. Risk temelli ve bütünleşik afet yönetimi, erken uyarı sistemleri, ekosistem temelli uyum uygulamaları, yangına duyarlı arazi kullanım planlaması ve toplumun hazırlık ile ilk müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi, Türkiye'nin değişen yangın rejimine uyum sağlamasının temel koşulları arasında sayılıyor.

Türkeş'in analizine göre yangın riski yalnızca ateşten değil; tehlike, maruziyet ve etkilenebilirlik bileşenlerinin etkileşiminden doğuyor. Bu nedenle yangınlarla mücadelede asıl hedef, yangınları söndürmenin ötesinde riski önleyici, bütünleşik, çok disiplinli, çok sektörlü, çok paydaşlı, demokratik katılımcı ve dinamik bir afet yönetimi stratejisini hayata geçirmek olmalı.