Cape Columbine'den başlayıp Namibya sınırını çizen Orange Nehri'ne kadar uzanan 450 kilometrelik (280 mil) sahil şeridi, Güney Afrika'nın en geniş ve en tenha manzaralarından birini oluşturuyor. Kuzeye ilerledikçe sertleşen kurak iklim, bölgeyi hem benzersiz bir biyoçeşitlilik noktası hem de son bir asırın en yoğun madencilik faaliyetlerinden birinin sahnesi haline getirdi. Elmas yataklarının yanı sıra çeşitli mineral rezervleri de barındıran kıyı, bugün yeni bir madencilik dalgasıyla karşı karşıya; Protect the West Coast'un (PTWC) verdiği bilgiye göre 2026'da bölgede şimdiye kadar 60'ı aşkın yeni maden ruhsatı başvurusu yapıldı ve bu başvuruların çoğu ağır minerallere yönelik.

Cape Town'lu yönetmen Arthur Neumeier'in "Out of Mined" belgeseli, tam da bu yenilenen ilginin ortasında bölgenin madencilik mirasını sorguluyor. Neumeier, PTWC'nin sosyal medyada paylaştığı yeni maden hakkı başvurularını gördükten sonra projeye başladığını anlatıyor. 2024'te PTWC ekibiyle birlikte Güney Afrika'nın kuzeybatı köşesindeki eski elmas madenciliği kasabası Alexander Bay'a ve Richtersveld'e giden yönetmen, Mongabay'a verdiği telefon röportajında gördüğü hasar karşısında şaşkınlığa uğradığını ifade etti: "Hikâyenin başlangıçta düşündüğümden çok daha büyük olduğunu görünce adeta şok oldum."

Topluluklar ortada kaldı, araziler rehabilite edilmedi

Belgesel, balıkçılar, Nama topluluğu üyeleri, çevre örgütleri, bilim insanları, araştırmacılar ve sektör temsilcileriyle yapılan söyleşilerle madenler gelmeden önceki yaşamı, şirketlerin iş ve ekonomik fırsat vaatleriyle neleri değiştirdiğini ve madenler kapandıktan sonra geride ne kaldığını sorguluyor. Neumeier, "Madenler kapandıktan sonra nasıl ortada bırakıldıklarını duymak yürek parçalayıcıydı" diyor. Filmde konuşan bir topluluk üyesi süreci şöyle anlatıyor: "Şirketler geliyor, topraklarımızı kazıyor, insanlara iş veriyor. Günün sonunda, maden izninin süresi dolduğunda çekip gidiyorlar ve insanlar yine işsiz kalıyor."

  1. yüzyılın büyük bölümünde bölgenin en büyük elmas madencisi olan İngiliz çok uluslu şirketi De Beers Group, 2014'te maden haklarının çoğunu yerli elmas şirketi Trans Hex'e sattı. Azalan rezervler ve değişken piyasa fiyatları nedeniyle kara madenleri giderek sürdürülemez hale gelip kapandı. PTWC'nin genel müdürü ve filmin ortak yapımcısı Mike Schlebach'a göre De Beers'ın eski madenlerinin büyük kısmı hâlâ rehabilite edilmedi. Belgeseldeki hava görüntüleri, madencilik faaliyetleriyle dönüşmüş arazileri, kapalı madenlerden kalan dev çukurları ve büyük maden atığı yığınlarını gözler önüne seriyor.

Richtersveld: Sukulent cenneti ve Nama halkının son sığınağı

Batı Sahili'nin kuzeyinde, kıyıdan çok uzak olmayan bir kesimde yer alan Richtersveld, Güney Afrika'da Nama halkının yarı göçebe geleneklerini sürdürdüğü tek bölge. 2007'de UNESCO Dünya Mirası listesine alınan alan, yalnızca burada yetişen türleri de barındıran olağanüstü bir sukulent çeşitliliğine ev sahipliği yapıyor. Belgesel, balıkçılık, hayvancılık ve aşıboyası gibi doğal kaynaklara uzun süredir bağımlı olan yerel toplulukların madencilikle nasıl dönüştüğünü anlatırken, Richtersveld topluluklarının 2003'te kazandığı dönüm noktası niteliğindeki toprak iadesi davasına da yer veriyor. Mahkeme, Nama halkının geleneksel mülkiyetini tanıyarak 85.000 hektarlık (210.000 acre) ata toprağını 4.000 kabile üyesine iade etti. Bu dava, yerli toprak hakları alanında küresel bir emsal olarak görülüyor. Buna rağmen belgeselde konuşan bölge sakinleri, madencilik yoluyla vaat edilen ekonomik faydaların birçoğunun gerçekleşmediğini belirtiyor.

Şirket denize yöneldi, sivil toplum mahkemeye gidiyor

Neumeier'in ele aldığı meseleler filmin sınırlarını aşıyor; Batı Sahili'ndeki maden operasyonlarına verilen çevre izinleriyle ilgili hukuki mücadeleler sürüyor. Schlebach, PTWC'nin birkaç yıl önce Trans Hex'i çevre yönetim programı nedeniyle mahkemeye verdiğini ve Olifants Nehri Halici çevresindeki kritik biyoçeşitlilik alanlarında elmas çıkarımını engelleyen bir mahkeme dışı uzlaşmaya varıldığını söyledi.

1965'ten beri Namaqualand'da elmas çıkaran Trans Hex'in CEO'su Marco Wentzel de belgeselde konuşuyor. Wentzel, Batı Sahili boyunca "bir sürü büyük çukur" olduğunu kabul ederek kara madenciliğinin artık kârlı olmadığını belirtiyor: "Artık karada maden çıkarmıyoruz. Denizde çıkarıyoruz. Bizim için gelecek, okyanusun derinliklerindeki diğer minerallerde, ağır minerallerde olacak."

Schlebach ve belgeselde görüş bildiren bilim insanları, bölgedeki tüm madencilik faaliyetlerinin biyoçeşitlilik, ekosistemler, miras alanları ve yerel topluluklar üzerindeki kümülatif etkileri konusunda uyarıyor. PTWC, tüm bu operasyonların birleşik etkilerini haritalandıracak bir Stratejik Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılması için savunuculuk yürütüyor. Schlebach, "Hükümetin üstlenmesi gereken sorumlu rolü oynayabilmesi için Batı Sahili'nin en iyi nasıl kullanılacağına dair kapsamlı bir bakışa ihtiyacı var ve stratejik çevresel değerlendirme bunu başarmanın harika bir yolu" diyor.