Okyanusun en karanlık kesimlerinde ışığın tek kaynağı biyolüminesans. Karmaşık hücreye sahip derin deniz organizmalarının yüzde 80'ine kadarının bu yeteneğe sahip olduğu düşünülüyor ve bu ışık canlıların hayatta kalması ile üremesi için kritik bir rol üstleniyor. Cambridge Prisms: Plastics dergisinde yayımlanan bir mektupta araştırmacılar, plastik kirliliğinin bu ışıltılı sistemi bozabileceği uyarısında bulunuyor.
Mektuba göre derin deniz canlıları plastikleri yuttuğunda biyolüminesansı oluşturan kimyasal yollar aksayabilir ve dokular hasar görebilir. Organizmaların besin ve eş bulma yetenekleri zayıflayarak hayatta kalmaları ve üremeleri zorlaşabilir. Biyolüminesansın bozulması, Dünya'nın en büyük ve en az keşfedilmiş biyomu olan derin denizde besin ağlarını ve ekosistem işlevlerini olumsuz etkileyebilir.
Mektubun yazarlarından Hindistan'daki Amity University'den Renjith VishnuRadhan, fener balığını örnek gösterdi. "Dişi derin deniz fener balıklarında, esca adı verilen ışıltılı bir yemle sonlanan değiştirilmiş bir sırt diken bulunur" diyen VishnuRadhan, simbiyotik bakterilerin ürettiği ışığın av çekmeye yardımcı olduğunu ve karanlıkta tanınma ile iletişimi de destekleyebileceğini ekledi. Bakteriyel biyolüminesansın kirleticilerden etkilenebildiği iyi biliniyor; fener balığının toksik plastik katkı maddelerini yutması ise yemdeki bakteriyel simbiyozu bozarak ışıltılı sinyalleme sistemini teorik olarak aksatabilir.
Yazarlar, derin deniz ekosistemlerinde plastik kirliliğinin etkilerine ilişkin bazı kanıtlar bulunduğunu, ancak sorunları derinlemesine anlamak için gereken yüksek kaliteli veri ve gözlemlerin eksik olduğunu kaydetti. Başlıca zorluk, derin deniz organizmalarının kırılgan olması ve habitatlarının araştırmacılara büyük ölçüde erişilemez olması. VishnuRadhan, "Temel kısıtlama, kapsamlı bir yerinde etki çalışmasının yalnızca plastiklerle organizmaları aynı konumda saptamaktan ibaret olmamasıdır; derin deniz koşullarında maruziyeti, biyolojik tepkiyi ve tercihen nedensellik ilişkisini ortaya koyması gerekir" dedi.
Çalışmaya dahil olmayan derin deniz biyolüminesansı uzmanı ve Ocean Research & Conservation Association CEO'su Edith Widder da mikroplastiklerin derin deniz biyolüminesansı için oluşturabileceği tehditleri anlamak için daha iyi verilere ihtiyaç olduğu görüşünü paylaştı. Widder, "Mikroplastik kirliliğinin derin deniz biyolüminesansı için önemli bir yeni tehdit oluşturup oluşturmadığı belirsizliğini koruyor. Olası etkileri saptamak ve anlamak, sürekli ve uzun vadeli izleme gerektirecek" dedi.
VishnuRadhan, gelişmiş teknolojiler ve uzaktan kumandalı araçlar kullanılarak çalışmaların teknik olarak yapılabilir olduğundan umutlu. "Plastiğin derin deniz organizmaları ve ekolojik süreçler üzerindeki etkilerinin tanınmış bir araştırma alanı haline geleceğine iyimserim" diyen VishnuRadhan, konunun artık yalnızca "Derin denizde plastik var mı?" sorusunun ötesine geçtiğini; araştırmacıların taşıma yollarını, yutulmayı, kimyasal sızıntıyı, besin zinciri aktarımını ve biyolojik stresi incelemeye başladığını sözlerine ekledi.
