Şili'nin güneyindeki Mapuche topluluklarına iade edilen 217.716 hektarlık arazi, doğal orman örtüsünü artırmadı. Nature Sustainability dergisinde yayımlanan araştırmada, 1994–2022 arasında 36 topluluğa devredilen bu topraklarda mera alanlarının genişlediği ve yerli olmayan plantasyon ormanlarının daraldığı belirlendi; ancak karbon tutumu, biyolojik çeşitlilik ve erozyon kontrolünde anlamlı bir değişim gözlemlenmedi.
Araştırmacılar, Biobío, Araucanía, Los Ríos ve Los Lagos bölgelerindeki 1.577 mülkün uydu ve idari verilerini inceleyerek toprak iadesi öncesi ve sonrası arazi kullanımını karşılaştırdı. İade süreci, Şili'nin 1993 Indigenous Law kapsamında kurulan Chilean Indigenous Land and Water Fund (FTAI) aracılığıyla yürütüldü. FTAI, özel veya devlet kurumlarından arazi satın alıp mülkiyeti yerli topluluklara devrederek tarihsel mülksüzleştirmeyi telafi etmeyi amaçlıyor.
Tapu sistemi, Mapuche halkının yavaş ve verimsiz bulduğu National Corporation for Indigenous Development (CONADI) tarafından yönetiliyor; bazı arazi taleplerinin işlenmesi 25 yıla kadar sürebiliyor. Haziran 2023'te eski Devlet Başkanı Gabriel Boric, yavaş tapu süreci ve tomrukçuluk akınının tetiklediği şiddetli arazi anlaşmazlıklarını ele almak üzere bir komisyon kurulmasını istedi. Komisyon, CONADI sisteminde biriken tüm taleplerin işlenmesinin 80 ila 162 yıl sürebileceğini tahmin etti.
Çalışma, iade edilen arazilerin büyük bölümünün zaten yoğun tarımla değiştirilmiş olduğunu ve çok az doğal orman kaldığını gösteriyor. Mapuche toprakları eskiden sık ormanlıktı; İspanyolların 16. yüzyılda hayvancılığı getirmesinin ardından bu faaliyet yerli halkın kültürünün ve geçim kaynaklarının merkezine yerleşti. Şili ve Arjantin'in 19. yüzyıl sonlarındaki askeri kampanyaları Mapuche'lerin orijinal topraklarının yüzde 90'ından fazlasını elinden aldı. Rezervasyonlara zorlanan toplulukların arazileri, buğday tarımı ile endüstriyel çam ve okaliptüs plantasyonları için hızla ormansızlaştırıldı.
FTAI aracılığıyla arazi alan topluluklar, tarihsel mülksüzleştirmeyle ilişkili ticari arazi kullanımlarını reddedip hayvancılık için mera alanlarını genişletti. Araştırmacılar, arazi kullanımını etkileyen faktörler arasında devredilen arazinin çoğu zaman tarım için yoğun biçimde değiştirilmiş olmasını, iade edilen arazilerin toplulukların yaşadığı rezervasyonlardan uzak olabilmesini ve tarihsel mülksüzleştirme nedeniyle kolektif arazileri etkin yönetecek kurumların zayıf olasılığını sıraladı.
Çalışmanın ortak yazarı ve University of California Santa Barbara'da doçent olan Robert Heilmayr, Mongabay'a e-postayla yaptığı açıklamada geçmişte koruma savunucularının öz yönetimin ne anlama geleceğine dair zaman zaman romantikleştirilmiş görüşler benimsediğini ve yerli toplulukların her zaman toprağı daha 'doğal' kullanımlara ayıracağını varsaydığını söyledi. Heilmayr, yeni araştırmanın bu anlatıyı karmaşıklaştırdığını belirterek, gerçek öz yönetimin ancak yerli toplulukların kendi ihtiyaç ve değerleriyle uyumlu arazi kullanımlarını kendileri tanımlamasıyla ortaya çıktığını savundu.
Çalışmaya dahil olmayan University of Chile'den Mapuche akademisyen Verónica Figueroa Huencho ise çoğu topluluğun genellikle parçalanmış, bozulmuş veya plantasyonlarla kaplı araziler aldığını; mülkiyetin geri kazanılmasının doğal ormanın hemen restore edilmesi ya da onlarca yıldır ekstraktif endüstrilerden etkilenen toprak ve suyun birkaç yıl içinde iyileşmesi anlamına gelmediğini anlattı. Huencho, toprak iadesinin öncelikle orman örtüsü, karbon ve biyolojik çeşitlilik gibi çevresel göstergelerle değerlendirilmesinin risk taşıdığını vurguladı: "Yerli halkların haklarının kullanımı, bu örnekte Mapuche halkının hakları, üçüncü taraflarca tanımlanan çevresel performansa bağlı bir ödüle dönüşebilir. Araziler bir topluluk daha fazla karbon tuttuğu için değil, mülksüzleştirme yaşandığı ve yerli halkların kalkınma önceliklerini belirleme hakkı olduğu için iade edilir."
Huencho, çevre yönetiminin Mapuche kültürünün ve Ñuke Mapu'ya (Toprak Ana) karşı sorumluluğun ayrılmaz bir parçası olduğunu, ancak bu ilişkinin dışarıdan dayatılan bir yükümlülüğe ya da yerli halkların biyolojik çeşitliliğin koruyucuları olduğu stereotipine dönüştüğünde sorun çıktığını belirtti. "Bu rolü yerine getirmeleri için açık ve etkili mekanizmalar olmadan yük onlara aktarılıyor; şirketlerin ya da devletlerin davranışlarında ise yapısal bir değişiklik olmuyor" dedi.
Araştırmacılar, çalışmanın Şili'nin güneyindeki Mapuche halkının özgül tarihine ve peyzajına odaklandığını, toprak iadesinin çevresel ve ekonomik etkilerinin vaka bazında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Amazon'daki yerli ormanları büyük karbon yutakları olmaya devam ederken, Bolivya ve Peru'daki bazı yerli arazileri karbon kaynağı olarak değerlendiriliyor. Çalışma, toprak iadesinin öncelikli hedeflerinin koruma değil, tarihsel adalet ve yerli öz yönetimi olduğunu hatırlatıyor.
