ABD, Trump yönetiminin son bir yılda attığı adımlarla yalnızca seçim güvenliği ve halk sağlığı krizleriyle değil, aynı zamanda derinleşen bir çevresel kırılganlıkla karşı karşıya. Yönetimin fosil yakıtları kayıran politikaları, temiz hava ve su standartlarını zayıflatırken, federal iklim düzenlemelerinin hukuki temelini oluşturan 2009 tarihli tehlike bulgusunun yürürlükten kaldırılmasıyla yeni bir eşik aşıldı.
Bu geri adımların sonuçları şimdiden ölçülebiliyor. Araştırmalar, Trump'ın fosil yakıt yanlısı gündeminin ülkenin sera gazı emisyonlarını artırdığını, bunun da gezegeni ısıtarak orman yangınları, kasırgalar ve diğer çevresel felaketlerin şiddetini ve sıklığını yükselttiğini gösteriyor. Kanada'dan yayılan orman yangını dumanı ABD'nin büyük bölümünde hava kalitesini boğarken, uzmanlar çok daha karanlık bir geleceğe işaret ediyor.
Yönetim, kirletici şirketleri emisyon kontrollerinden muaf tutmak için kimi zaman yalnızca bir e-posta göndermekle yetindi. Yenilenebilir enerjinin genişlemesini baltalayan ve en kirli fosil yakıt olan kömürün kullanımını destekleyen politikalar, Amerikalıları daha sağlıksız havaya maruz bırakma riski taşıyor.
Uluslararası alanda da geri çekilme hızlandı. ABD, Birleşmiş Milletler'in ana iklim anlaşmasından ve önde gelen iklim bilimi kuruluşundan çekildi. Eş zamanlı olarak iklim bilimi fonları kesildi, iklim ve hava durumu araştırma ofisleri kapatıldı, iklim bilimi projeleri sonlandırıldı ve çevresel izleme faaliyetleri ölçeği daraltıldı.
Tüm bu adımlar bir araya geldiğinde, ABD hem daha büyük risklerle yüzleşmeye hem de bu riskleri öngörme ve anlama yeteneğini kaybetmeye doğru sürükleniyor. Yönetimin çevre korumalarını geri alma hamleleri, ülkeyi yalnızca bugünün felaketlerine karşı değil, yarının bilinmezliklerine karşı da savunmasız bırakıyor.



