Türkiye ve Avustralya, Paris Anlaşması'nın imzalandığı tarihten bu yana sürdürdükleri kömür ticaretiyle 75 milyon tonun üzerinde karbondioksit salımından sorumlu. Uluslararası iklim örgütü 350.org'un BM Comtrade verilerine dayanarak hazırladığı "Kömür Ortakları" raporu, COP31'e eş başkanlık etmeye hazırlanan iki ülkenin paylaştığı dev kömür tedarik zincirini ortaya koyuyor. Söz konusu salım miktarı, 2027'de COP32'ye ev sahipliği yapacak Etiyopya'nın bir yıllık karbondioksit salımının yaklaşık dört katına denk geliyor.
Rapor, iki ülkenin yalnızca ikili kömür ticaretini derinleştirmekle kalmadığını; fosil yakıt ticaretini LNG'yi de kapsayacak biçimde genişlettiğini ve Paris Anlaşması'yla temelden uyumsuz ulusal iklim ile enerji politikaları yürüttüğünü belgeliyor. Türkiye ve Avustralya, Ek-1 ülkeleri arasında kömürden çıkış için resmi bir tarih açıklamayan tek iki ülke olarak öne çıkıyor.
Avustralya ve Türkiye'nin kömür tablosu
Küresel kömür madeni projelerinin %56'sını elinde bulunduran Avustralya, dünyada en çok petrol ve gaz üreten ilk 15 ülke arasında üretimini 2015'ten bu yana %77 oranında artıran en hızlı ülke. Avrupa'nın en büyük kömür kaynaklı elektrik üreticisi konumundaki Türkiye ise güncellenmiş enerji planına göre 2035 yılına kadar kömür ve gaz kapasitesini %30 daha artırmayı hedefliyor. Plan, 2035'e kadar yaklaşık 10 GW'lık yeni gaz santralı kapasitesine açıkça yer bırakıyor.
Rapor ayrıca Türkiye'nin Çanakkale Karabiga'daki CENAL kömürlü termik santralını genişletme planına dikkat çekiyor. Söz konusu genişleme, mevcut 1.320 MW'lık kapasiteye 1.050 MW yeni kömürlü elektrik üretim kapasitesi ekleyerek ülkenin ithal kömüre bağımlılığını daha da artıracak.

Başkanlık mektuplarında "fosil yakıt" yok
Zirvenin misyonunu ve beklentilerini aktarmak üzere ülke delegasyonlarına gönderilen üç resmi COP31 Başkanlık mektubunun hiçbirinde "fosil yakıtlar" ifadesine yer verilmedi. Tarihin en büyük enerji krizinin ardından düzenlenen ilk büyük BM iklim zirvesine başkanlık eden iki ülkenin, küresel fosil yakıtlardan çıkış sürecinde ilerleme sağlanmasını güvence altına alma yönündeki kritik sorumluluğu bu nedenle zayıflıyor.
350 Politik Strateji Direktörü Andreas Sieber, iklim felaketleri ve petrol fiyat şokları dünyayı sarsarken COP31 eş başkanlarının fosil yakıtlardan çıkış konusundaki sessizliğini kabul edilemez buldu. Sieber, "Türkiye ve Avustralya BM Genel Kurulu'nda ve COP31'de inandırıcı olmak istiyorlarsa, önce kendi evlerindeki fosil yakıt bağımlılığına son vermeliler. İki ülke için de ilk adım net bir kömürden çıkış tarihi açıklamak olmalıdır" dedi.
350 Türkiye Direktörü Efe Baysal ise COP31 Başkanlığı'nın küresel kamuoyuna sunduğu 2035'e kadar %35 elektrifikasyon çağrısını anımsatarak şöyle konuştu: "Bu çağrı değerli olmakla birlikte gerçek iklim liderliği küresel hedefler koyarken evdeki fosil yakıt bağımlılığından kurtulmayı gerektirir. Elektrifikasyon hedefini başta kömür olmak üzere kirli fosil yakıtlarla değil yenilenebilir kaynaklarla taçlandırmak Türkiye'nin samimi iklim eyleminin en büyük kanıtı olacaktır."
350.org'un üçlü çağrısı
350.org, Türkiye ve Avustralya başta olmak üzere zirveye katılacak tüm ülkelere üç temel alanda acil eylem çağrısında bulundu:
- Somut geçiş yol haritaları: Enerji güvenliği ve enerjiye erişilebilirlik göz önünde bulundurularak fosil yakıtlardan adil geçiş planları ulusal düzeyde hazırlanmalı.
- Taahhütlerin uygulamaya geçirilmesi: Müzakere masasındaki vaatler sahada uygulanmalı, hesap verilebilirlik artırılmalı.
- İklim finansmanının sağlanması: Gelişmiş ve yüksek emisyonlu ülkeler, iklim krizinden en az sorumlu olan gelişmekte olan ülkelere yeterli ve hibe bazlı finansman sağlamalı.
