Yarasaların evrimsel kökenine dair uzun süredir kabul gören görüş değişiyor. Nature dergisinde yayımlanan araştırmada 130'dan fazla uluslararası bilim insanı, antik yarasa fosillerini ve yaşayan türlerin genomik verilerini birlikte inceledi. Sonuçlar, yarasaların yaklaşık 65 milyon yıl önce Avrupa'da ortaya çıkmış olabileceğini gösteriyor. Daha önce Afrika, Asya veya Kuzey Amerika kökenli olduğu düşünülüyordu; yeni bulgular bu görüşü değiştiriyor.
Modern yarasaların ilk torunları Avrupa'dan Afrika'ya, oradan da Asya, Amerika ve Avustralya'ya yayıldı. Çalışma, ekolokasyonun da uçuş yeteneği gibi yarasa evriminin çok erken döneminde geliştiğini ortaya koyuyor.
Araştırma, 2017'de başlatılan Bat1K girişiminin bir parçası. Bat1K, dünyanın en çeşitli ikinci memeli grubu olan ve tüm memelilerin beşte birini oluşturan 1.500 yaşayan yarasa türünün tamamının genomlarını dizilemeyi hedefliyor. Nature çalışması, 21 yarasa familyasından 103 genom ile dünya genelinde ortaya çıkarılan 44 fosil yarasanın —çoğunlukla diş kalıntılarının— verilerine dayanıyor. Kongo-Brazzavil'in kuzey ormanlarında, Kongo Nehri boyunca yıllarca toplanan DNA sürüntüleri ve doku örnekleri de veri setine dahil edildi.
Wildlife Conservation Society'de sağlık araştırmaları direktörü ve çalışmanın yazarlarından Sarah Olson, yarasaların Ebola, Nipah ve Marburg gibi ölümcül zoonotik virüsleri taşımasına karşın kendilerinin hastalanmamasına dikkat çekti. "Bu virüsler bize geçtiğinde bu kadar büyük hasar verirken, yarasalar onlarla nasıl birlikte yaşıyor?" diye soran Olson, "Elimizde artık bir tür yaşam kod kitabı var" dedi.

Bat1K genomik verilerine dayanan 2025 tarihli bir çalışma, erken yarasa atalarında aşırı bağışıklık geni adaptasyonları görüldüğünü ortaya koymuştu. Her iki çalışmada da yer alan evrimsel biyolog Ariadna Morales, "Viral tolerans ve hastalık direnciyle ilişkili bu adaptasyonların muhtemelen tüm yarasaların evrimleştiği dönemde geliştiğini ilk kez gösterdik" dedi. Morales, yarasalardaki genetik bilginin zoonotik hastalıklara yönelik tedavilerin geliştirilmesinde ve kanser tedavisi modellerinin oluşturulmasında kullanılabileceğini belirtti.
Yarasalar, boyutlarına göre olağanüstü uzun yaşamaları, az yaşlanma belirtisi göstermeleri ve nadiren kanser geliştirmeleriyle diğer memelilerden ayrılıyor. Bilim insanları artık bu özellikleri yöneten genleri araştırabilecek; elde edilen bulguların insan yaşlanması, bağışıklık ve hastalık direnci araştırmalarında çığır açması bekleniyor.
Yarasaların korunma durumu ise endişe verici. International Union for the Conservation of Nature, bilinen yarasa türlerinin %18'ini tehdit altında kabul ediyor; türlerin yaklaşık yarısının popülasyonu ise bilinmiyor ya da azalıyor. New York'taki Stony Brook University'de koruma biyoloğu ve çalışmanın ortak yazarı Liliana Dávalos, yarasaların iklim krizi, habitat kaybı, zulüm ve avlanma baskısı altında olduğunu belirtti. "Çoğu küçük memelinin aksine, biri hariç tüm yarasa türleri bir veya iki yavru doğuruyor" diyen Dávalos, "Bu yüzden kavurucu sıcaklıklar veya avlanma sonucu bireyler öldüğünde popülasyonlar hızla toparlanamıyor" diye konuştu.
Yarasalar ekosistemlerde hayati bir rol üstleniyor: bitkileri tozlaştırıyor, tohumları yayıyor ve sivrisinek gibi hastalık taşıyan böceklerin sayısını kontrol altında tutuyor. Olson, araştırmanın "sağlıklı bir yarasayı sağlıklı kılan şeyin ne olduğunu ve yarasaların nelere duyarlı olduğunu" anlamayı güçlendireceğini söyledi.
Kanada ve ABD'de milyonlarca yarasa, kış uykusundaki yarasaların derisinde büyüyen beyaz burun sendromu adlı mantar patojeni nedeniyle öldü. Olson, yeni araştırmanın Myotis yarasa türlerini bu mantar hastalıklarına karşı daha duyarlı kılan etkenlerin araştırılmasına yardımcı olabileceğini ve diğer araştırmacıların bu bulgulardan yola çıkarak beyaz burun sendromunu çözmeye yönelik çalışabileceğini ifade etti.
