9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü'nde dünyanın farklı bölgelerinden dokuz yerli temsilci, biyolojik çeşitliliğin korunması ve iklim kriziyle mücadelenin ön saflarında yürütülen yerel uygulamaları değerlendirdi. Katılımcılar, hem işe yarayan çözümleri hem de başarısızlığa uğrayan projelerin arkasındaki nedenleri paylaştı.
Malezya'nın Sabah eyaletinden Jenifer Lasimbang, nehir kaynaklarını koruyan Tagal sistemini anlattı. Indigenous Peoples of Asia Solidarity (IPAS) adlı örgütün icra direktörü olan Lasimbang'a göre sistem, nehirleri üç bölgeye ayırıyor: Yeşil bölgede kaynak hasadı serbest; turuncu bölgede belirli koşullarla balık avına izin veriliyor; kırmızı bölge ise tamamen korunan üreme alanı. Lasimbang, 10 yılı aşkın bir savunuculuk sürecinin ardından Tagal sisteminin Sabah'da yasalaştığını belirtti. Topluluk ormancılığı ve dönüşümlü tarımın da sürdürülebilir uygulamalar olduğunu, ancak yeterince araştırılmadığını ve birçok ülkede yasaklandığını sözlerine ekledi.
Peru Amazonu'nda, Cordillera Azul National Park'a yakın Lamas kasabasında çiftçilik yapan Eriberto Guerra, hükümetin geçmişte teşvik ettiği kahve ve kakao tabanlı agroforestry sistemlerini yetersiz buldu. Guerra, bir mülakatta, birkaç ürünün yanına birkaç ağaç dikmenin yetmediğini; onlarca türü geleneksel bitkilerle birlikte yetiştirmek gerektiğini anlattı. "Bir ürün başarısız olduğunda ya da yerel pazarda iyi gitmediğinde, diğerleri telafi ediyor. Üstelik doğru bitkileri, doğru şekilde, doğru bitkilerin yanına dikmek gerekiyor" dedi. On yıldır ailesini geçindiren orman bahçesi, endemik kuş türlerini ve yaban hayatı araştırmacılarını da çekiyor. Guerra, "İşte işe yarayan bu" diyor.
Ekvador'daki Shuar halkından Juan Carlos Jintiach, topraklarını korumak için "Nunka pénker iisar" adını verdikleri bir Yaşam Planı geliştirdiklerini anlattı. Global Alliance of Territorial Communities (GATC) icra sekreteri Jintiach, bu plan kapsamında kendi orman verilerini topladıklarını ve "Socio Bosque" adlı gönüllü projeye katıldıklarını belirtti. "Kendi kapasitemizle, büyük fonlara ihtiyaç duymadan iklim çözümlerine katkıda bulunuyoruz" diyen Jintiach, nehirlerin durumunu izleyen ve biyolojik çeşitlilik noktalarını haritalandıran benzer çalışmaların daha güneyde de yürütüldüğünü sözlerine ekledi.

Panama'dan Guna General Congress temsilcisi Olo Villalaz, Mesoamerican Biological Corridor'un bir parçası olan topraklarını topluluk gözetimiyle koruduklarını anlattı. Villalaz, özellikle Nicaragua ve Panama'da ormansızlaşma ve hayvancılık genişlemesinin büyük baskı oluşturduğunu belirtti. Toplulukların dron gibi yeni teknolojileri izleme amacıyla kullanmaya başladığını söyleyen Villalaz, "Artık nerede ormansızlaşma olduğunu, hangi ağaçların kaybolduğunu, neyin geri döndüğünü görebiliyoruz. Nehir suyunun kalitesini bile ölçebiliyoruz" dedi. Villalaz ayrıca, kadınların tohum ve tıbbi bitki korumasında kritik bir rol üstlendiğini vurguladı.
Brezilya'nın kuzeydoğusundaki Pankararu topraklarından João Victor Pankararu, iklim değişikliği nedeniyle düzensizleşen yağış rejimine karşı geleneksel su depolama ve koruma yöntemlerinin önemine dikkat çekti. APOINME gençlik koordinatörü Pankararu, hayvanların su içtiği, insanların temizlik yaptığı, yalnızca içme suyu için ayrılan ve ruhani amaçlarla korunan alanların birbirinden ayrıldığını anlattı. Topluluk ayrıca, büyük işletmelerin ve kuraklığın etkilediği bölgelerde hızlı büyüyen yerli türlerle yeniden ağaçlandırma yapıyor.
Başarının koşulları: Tanınma, katılım, doğrudan fon erişimi
Liderlerin altını çizdiği ortak nokta, çözümlerin kalıcılığının öncelikle hakların tanınmasına bağlı olduğu. Lasimbang, "Temel haklarımız, kimliğimiz ve yaşam tarzımız tanınmazsa, hiçbir şey kalıcı olmaz" uyarısında bulundu. Jintiach, uluslararası anlaşmaların ve küresel politikaların yerli halkların dünya görüşleriyle buluşturulması gerektiğini; yasal tapu ve anayasal tanınmanın şart olduğunu söyledi.
Lasimbang, finansman tablosunun da değiştiğini ve birçok yerli topluluğun artık doğrudan erişim sağlayan yerli öncülü fon mekanizmalarının parçası olduğunu belirtti. Yerli biyoekonomilerinin, topluluklara doğrudan fayda sağlayacak sistemlerle geliştirilebileceğini sözlerine ekledi.

İşe yaramayan projeler ve ortak tuzaklar
Yukarıdan dayatılan koruma kavramları, topluluklara danışılmadan yürütülen karbon denkleştirme anlaşmaları ve kısa vadeli finansman, en sık dile getirilen başarısızlık nedenleri oldu. Lasimbang, Sabah'ta eyalet hükümetinin 2 milyon hektar yağmur ormanını hiçbir danışma yapmadan karbon ticaretine açtığı Nature Conservation Agreement (NCA) sürecini eleştirdi. Buna karşılık, topluluğun dahil edildiği ve Malezya borsasında işlem gören Bursa Carbon Exchange anlaşmasının başarılı olduğunu vurguladı.
Villalaz, çoğu projenin bir yıllık kısa vadeli fonlarla yürütüldüğünü ve fon bittiğinde toplulukların kendi kaynaklarıyla devam etmek zorunda kaldığını ya da çalışmaları durdurduğunu belirtti. Ayrıca, geleneksel bilgiye başvurulduğunda bile bağışçıların "doktora veya yüksek lisans derecesi" gibi kanıtlar istemesinin gerçeklikle bağdaşmadığını söyledi. Villalaz, son yıllarda Mesoamerica'da neredeyse tüm bölgelerin kendi bölgesel fonlarını oluşturduğunu da sözlerine ekledi.
Jintiach, yerli halkların parayı yönetemeyeceğine dair önyargıların kırılması gerektiğini ifade etti. "Bir projem başarısız olsa bile bu tüm yerli halkların başarısız olduğu anlamına gelmez. Hükümetler ve zengin ülkeler de başarısız oluyor" dedi. Jintiach ayrıca, yerli halkların birbirinden ayrılmaya çalışılmasından ve desteklerinin satın alınmasından endişe duyduğunu belirtti.
Pankararu, yenilenebilir enerji projelerinin de yerli topraklarda bazen zarar verdiğini söyledi. Hidroelektrik ve güneş enerjisi yatırımlarının toprakları etkilediğini, bazı bölgelerde alanların yüzde 90'ının özelleştirildiğini ve iletim kulelerinin yerleştirildiğini anlattı. Toplulukların ise kaliteli elektriğe ve hatta bazı bölgelerde içme suyuna bile erişemediğini belirtti.
Görüşmeler, yerli toplulukların yalnızca koruma alanında değil, kendi biyoekonomilerini inşa etme ve gelecek nesillere bilgi aktarma konusunda da kritik bir rol oynadığını ortaya koydu. Liderler, uzun vadeli programlar, bürokrasinin azaltılması, yerli örgütlere duyulan güvenin artırılması ve kolektif karar almanın yaygınlaştırılması çağrısında bulundu.



