Atık su arıtma lagünlerinin yüzeyine yerleştirilen yüzen sulak alanlar, bu havuzlardan yayılan sera gazlarını belirgin biçimde azaltıyor. Journal of Environmental Management'da yayımlanan yeni bir çalışma, Avustralya'nın güneydoğusunda gerçekleştirilen ilk büyük ölçekli saha deneyinde toplam sera gazı emisyonlarında yüzde 31'e varan düşüş ölçtü.
Atık su arıtma, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 1,6'lık bölümünden sorumlu. Ekonomik kalkınma daha geniş nüfuslara modern sanitasyon ulaştırdıkça bu pay büyüyor. Avustralya'nın Melbourne kentindeki RMIT University'de doğa temelli iklim çözümleri üzerine çalışan Lukas Schuster, durumu şöyle özetliyor: "Atık su arıtma kirli suyu temizleyerek bir çevre sorununu çözüyor ama sera gazı salarak başka bir sorun yaratıyor."
Yüzen sulak alanlarda yerli sazlar ve bataklık bitkileri, kökleri suya sarkacak biçimde yüzer yapay taşıyıcılara dikiliyor. Bu yapılar, lagünlerdeki aşırı azot ve fosforu emmek için giderek yaygınlaşıyor. Açık havuz niteliğindeki lagünler ise arıtılmış suyu komşu su yollarına bırakılmadan, sulamada kullanılmadan veya içme suyuna dönüştürülmek üzere ileri arıtmaya gönderilmeden önce geçici olarak depoluyor.
Schuster ve ekibi, güneydoğu Avustralya'daki bir atık su lagününün bir bölümüne bir buçuk tenis kortu büyüklüğünde yüzen sulak alan kurdu ve iki yıl boyunca su kalitesini ile yüzey emisyonlarını izledi. Yüzen sulak alanın olmadığı bitişik bölümle karşılaştırıldığında karbondioksit salımı yüzde 36'ya, metan yüzde 66'ya, nitrüz oksit yüzde 18'e kadar azaldı; toplam sera gazı emisyonları ise yüzde 31'e kadar geriledi.
Araştırmacılar başlangıçta emisyonların ancak besinler sudan uzaklaştırıldıktan sonra düşeceğini öngörmüştü. Oysa emisyon gerilemesi deneyin dördüncü ile yedinci ayı arasında görüldü; besin azalması ise yaklaşık bir yıl sonra ortaya çıktı. Schuster, "En büyük sürprizlerden biri, yüzen sulak alan kurulduktan sonra sera gazı emisyonlarının ne kadar hızlı azaldığıydı" diyor.
Bitkilerin bu etkiyi nasıl ürettiği henüz anlaşılmış değil. Schuster, "Bitki kökleri, mikrobiyal topluluklar ve sera gazı üretimi ile tüketimi arasındaki etkileşimlerin önemli olabileceğinden şüpheleniyoruz, ama bu mekanizmaları test etmek için hedefli ölçümlere ihtiyaç var" diyor.
Sistemin henüz çözülmesi gereken yönleri de bulunuyor. Yeniden büyümeyi teşvik etmek ve besin alımını en üst düzeye çıkarmak için gereken budama, metan salımında ani artışlara yol açabiliyor; araştırmacılar bu etkiyi en aza indirmenin yollarını arıyor. Çalışmada yaklaşık bir metrik ton hasat edilen bitki materyalinin, sistemin iklime gerçekten fayda sağlaması için biyokömür gibi daha uzun vadeli bir karbon depolama biçimine dönüştürülmesi gerekiyor.
Ekip şimdi yüzen sulak alanları çiftlik göletlerinde denemeyi planlıyor. Schuster, "Bu sistemler hayvanlardan önemli miktarda besin ve organik madde girdisi alıyor ve boyutlarına göre yüksek sera gazı emisyonlarına sahip olabiliyor" diyor. Araştırmacıya göre yeni çalışma, yüzen sulak alanların farklı su sistemlerine uygulanabilir bir iklim çözümü olup olmadığının değerlendirilmesine yardımcı olacak.
