Kuzey Amerika ova bizonu, milyonlarla ölçülen sürülerinden 20. yüzyıl başında yalnızca birkaç yüz bireye gerilemişti. Aşırı avlanma, habitat kaybı ve ABD hükümetinin bizona bağımlı kabileleri boyunduruk altına almak için onayladığı sistematik katliam, türü yok olmanın eşiğine getirmişti. Bugün Yellowstone National Park gibi korunan alanlarda 20.000'den fazla yabani bizon yaşıyor; 400.000'den fazlası et üretimi gibi ticari amaçlarla yetiştiriliyor.
Science'ın 6 Ağustos 2026 tarihli sayısında yayımlanan araştırma, bu çöküşün ve sonrasındaki toparlanmanın genetik izlerini antik DNA ile sürüyor. University of California Santa Cruz araştırmacısı ve çalışmanın kıdemli yazarı Beth Shapiro, "Antik DNA, Amerika'nın en simgesel koruma başarılarından birinin hikâyesini yeniden yazıyor" diyor. Shapiro'ya göre sonuçlar, "19. yüzyıl çöküşünün bizon genomlarına gerçekte ne yaptığını ve genomik açıdan daha akıllı bir ileri yolun nasıl görünebileceğini" ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, 20.000 yıl öncesinden 100 yıl öncesine uzanan 115 antik bizon örneği ile 45 modern bizon dokusunun genomlarını dizdi. Antik ova bizonlarında genetik yapı, coğrafi konumdan bağımsız olarak büyük ölçüde benzer çıktı. Bu bulgu, geçmişte gen akışının peyzaj boyunca engellenmeden gerçekleştiğine işaret ediyor. Bugünün yabani ova bizonu ise küçük alanlara sıkışmış durumda ve birbirinden ayrı en az dört genetik grup barındırıyor.
Yazarlar, kalan bizonların daha çok tek bir sürü gibi yönetilmesi gerektiğini belirtiyor. Coğrafi engeller nedeniyle bu, yapay tohumlama gibi modern üreme teknikleriyle farklı sürülerin DNA'sının harmanlanmasını gerektirebilir. Shapiro, yöneticilerin 20. yüzyıl çöküşü ve yönetiminden önce "sağlıklı" bizon çeşitliliğinin nasıl göründüğüne dair bir genetik temele sahip olmadığını söylüyor ve çalışmayı "antik DNA'yı günümüzde yönetim kararlarını kolaylaştırmak için kullanmanın harika bir örneği" olarak niteliyor.
Bulguların umut verici yanı, modern sürülerin birbirinden farklı olsa da topluca atalarına benzer düzeyde genetik çeşitlilik barındırması. Sığır DNA'sı bulaşması korkusu da büyük ölçüde yersiz görünüyor: Modern bizon genomlarının yaklaşık üçte birinde çiftlik hayvanı DNA izine rastlandı, ancak bu izler genomun %2'sinden azını oluşturuyor.
Orman bizonu için tablo daha karmaşık. 1920'lerde Kanada hükümeti yaklaşık 7.000 ova bizonunu, o dönemde son 1.500 orman bizonuna ev sahipliği yapan Wood Buffalo National Park'a taşımıştı. Çalışma, orman bizonunun ova bizonundan yaklaşık 3.000 yıl önce ayrıldığını doğrularken, bugünkü orman bizonu genomlarının %7 ile %64 arasında ova bizonu DNA'sı taşıdığını ortaya koydu. Yine de Parks Canada bizon ekoloğu ve çalışmanın ortak yazarı Greg Wilson, "orman ve ova bizonu önemli ölçüde farklıdır ve ayrı yönetilmeye devam edilmelidir" diyor.
Oppenheimer ve arkadaşlarının kaleme aldığı araştırma, bizon yöneticilerine artık daha net bir yol haritası ve saptanmaktan uzaklaşıp uzaklaşılmadığını denetleme araçları sunuyor.



