İnsanların karbon ayak izini azaltabilmesi için önce hangi eylemin en fazla işe yaradığını bilmesi gerekiyor. Araştırmalar, bu alana "karbon yetkinliği" adı verilen bilgi birikiminin genel kamuoyunda oldukça düşük olduğunu gösteriyordu; ancak neden böyle olduğuna ve nasıl geliştirilebileceğine dair derinlemesine bir soruşturma yakın zamana kadar yapılmamıştı.
Nature Sustainability dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, karbon yetkinliğinin önündeki psikolojik engelleri iki bilişsel önyargıyla ilişkilendiriyor: erişilebilirlik sezgisi ve güdülenmiş akıl yürütme. Araştırma ekibinde yer alan University of Canterbury psikoloğu Claudia Schneider, iklim etkisinin yanlış anlaşılmasının yalnızca bir bilgi eksikliği olmadığını, aynı zamanda davranışsal ve iletişimsel bir zorluk olduğunu vurguluyor.
Schneider ve iş birliği yaptığı araştırmacılar, 500'den fazla ABD vatandaşının katıldığı çevrim içi bir çalışma düzenledi. Katılımcılardan, ortalama bir Kuzey Amerikalının karbon ayak izinin 34 farklı eylemle yüzde kaç oranında azaltılabileceğini tahmin etmeleri istendi. Sonuçlar, insanların geri dönüşüm gibi tanıdık eylemlerin etkisini abartma eğiliminde olduğunu, daha az uçmak ve daha az kırmızı et tüketmek gibi yüksek etkili değişiklikleri ise küçümsediğini ortaya koydu. Bu bulgular önceki araştırmalarla örtüşüyor.
Daha belirgin bir örüntü de vardı: Katılımcılar, akıllarına ilk gelen ve kendilerinin de uyguladığı eylemlerin etkinliğini olduğundan yüksek tahmin ediyordu. Çevresel değerleri yüksek olanlar ise tüm eylemleri daha etkili değerlendirdi; bu durum, birey olarak yaratabilecekleri etkiye dair iyimser bir bakışı yansıtıyor. Araştırmacılar bu sonuçları birlikte değerlendirdiğinde, erişilebilirlik sezgisi ve güdülenmiş akıl yürütmenin insanların iklim eylemlerinin etkinliğine dair anlayışını çarpıttığı sonucuna vardı.
Bugüne kadar iklim iletişiminin altın standardı, insanlara en etkili eylemleri söylemekti. Schneider'ın ekibi bu yaklaşımın sınırlarını sınamak için her biri yaklaşık 1.200 katılımcıyı kapsayan iki ek çalışma tasarladı. İnsanların karar vermeyi hızlandıran pratik kurallardan hoşlandığından yola çıkan araştırmacılar, daha doğru kurallar sunmayı denedi.
Bir gruba daha etkili iklim eylemlerinin zaman, para veya konfor açısından daha yüksek maliyet taşıma eğiliminde olduğu söylendi. İkinci bir gruba, daha yaygın iklim eylemlerinin emisyonları azaltmada genellikle daha az etkili olduğu bilgisi verildi. Üçüncü gruba ise en etkili dört kişisel iklim eylemi doğrudan listelendi.
Müdahalelerin etkisi kişiden kişiye büyük farklılık gösterdi. Bir çalışmada, daha yaygın eylemlerin daha az etkili olduğu bildirilen katılımcılar kendi eylemlerinin etkisini abartmaktan kaçınabildi; bu, insanların güdülenmiş akıl yürütme eğilimini aşmaya istekli olduğuna dair cesaret verici bir bulgu. Ancak genel olarak müdahaleler, insanların iklim eylemlerinin etkinliğini değerlendirme becerisini umulduğu kadar ya da en azından güvenilir biçimde geliştirmedi. Daha şaşırtıcı olanı, insanlara hangi eylemlerin en etkili olduğunu doğrudan söylemenin bile daha sonra en etkili eylemleri tanımlayabilmelerini sağlamadı.
Schneider, verilerin bu psikolojik engelleri aşmak için "herkese uyan tek bir çözüm" bulunmadığını gösterdiğini belirtiyor. Araştırmacılar, farklı kitlelere yönelik mesajların nasıl uyarlanacağını belirlemenin yanı sıra karbon yetkinliğini geliştirmek için geniş çapta etkili bir strateji arayışının sürmesi gerektiğini ifade ediyor.
Schneider, önemli bir takip sorusunun iklim eylemlerinin etkisini değerlendirmenin ötesinde bu eylemlere katılımı yönlendiren faktörlerle ilgili olduğunu ekliyor. Ekip, adalet algılarının bu kararlardaki rolünü araştırmaya devam ediyor.
Çalışma, Herberz M. ve arkadaşlarının "Psychological barriers to improving carbon competence" başlıklı makalesi olarak Nature Sustainability 2026'da yayımlandı.



