Orman Genel Müdürlüğü'nün kayıtları, Türkiye'de çıkan her 10 orman yangınının 9'unun doğrudan ya da dolaylı insan etkisiyle başladığını ortaya koyuyor. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %30'u ormanlarla kaplı ve bu alanların korunması, yangına müdahale eden ekiplerin sayı, eğitim, denetim ve donanım açısından yeterli kapasiteye ulaşmasına bağlı. Haziran ayından bu yana Avrupa'dan Kanada'ya uzanan coğrafyada binlerce yangın yüz binlerce hektar ormanı ve milyonlarca canlıyı yok etti; yaşam alanları kullanılamaz hale geldi.
İklim krizi tabloyu ağırlaştıran başlıca faktörlerden biri. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları küresel sıcaklıkları yükseltiyor, kuraklık sürelerini uzatıyor, toprağın ve bitkilerin nemini kurutuyor. Bu koşullar en küçük bir kıvılcımın bile devasa bir yangına dönüşmesini kolaylaştırıyor. Enerji ve elektrik üretiminde fosil yakıtlarda ısrar edilmesi, karbon yutaklarını onarmak yerine yangın önleyici ve enerji verimliliğini artırıcı adımların ertelenmesi riski daha da büyütüyor.
Yangınların insan kaynaklı nedenleri oldukça çeşitli. Hasat sonrası tarlada yakılan anızlar, piknik ve kamp alanlarında dikkatsizce yakılan mangal, semaver ve kamp ateşleri, sönmemiş sigara izmaritleri, mercek etkisi yapan cam şişeler, bakımsız ve kopuk elektrik telleri, orman içi ve kenarlarındaki çöp alanlarında biriken metan gazının patlaması, kontrolsüz çöp yakma ve orman içi yollardan geçen araçların egzozlarından çıkan kıvılcımlar yangını tetikleyebiliyor. Tarım alanı açmak için kasıtlı çıkarılan yangınlar da bu listenin parçası.

Kırsal nüfusun azalmasıyla orman içi otlatma ve odun toplama faaliyetleri neredeyse durdu. Orman tabanında biriken kuru dal, yaprak ve çalı gibi yanıcı yük, yüzeyde başlayan yangınların tepeye çıkmasına yol açıyor; tepe yangınlarını söndürmek ise her zaman daha zor. Yerleşim alanlarının, yazlıkların, otellerin ve turistik işletmelerin orman içlerine doğru ilerlemesi de ormanla insan temasını ve dolayısıyla ihmal kaynaklı yangın tehlikesini artırıyor. Yanan ormanların restorasyonunda yapılan yanlış uygulamalar yeni riskler doğuruyor: tek tip ve çam gibi daha yanıcı türlerden kurulan genç ormanlar, yaşlı ve karışık ormanlara göre yangına karşı daha dirençsiz.
Orman mühendisi ve fotoğrafçı Aykut İnce, 20 yıldır orman yangınlarını belgeliyor. Orman Mühendisleri Odası tarafından yayımlanan Ormandaki Ateş adlı kitabında, farklı uzmanlık alanlarından sekiz bilim insanının tespit ve çözümleriyle birlikte Türkiye'deki beş eski yangın sahasının uzun yıllara yayılan dönüşümünü anlatıyor. İnce, yangınların çıkışı, yayılışı, insan sorumluluğu, toprak yapısındaki değişimler ve yeniden ormanlaşma süreçleri konusunda bilgi kirliliği bulunduğunu gözlemlediğini ifade ediyor ve şöyle konuşuyor: "Tüm bunlar önemli sorular fakat belki de önceliğimiz, 'Yangınların çıkmasını nasıl önleyebiliriz ve insanların yangından zarar görmeyecekleri bir hayat sistemini nasıl yerleştirebiliriz?' sorusu olmalıdır."
Kitapta öne çıkan öneriler, yalnızca yangın sonrası müdahaleyi değil yangın öncesi hazırlığı da kapsıyor. Sadece yangın çıktığında "saldırgan söndürme" stratejisi yerine, yangın çıkmadan önce yanıcı madde yönetimi ve halkın katılımını içeren ekolojik tabanlı "yangın yönetimi" stratejisine geçmek gerekiyor.

Kurutucu rüzgarlara açık bölgelerde piramidal servi gibi yavaş yanan türlerden rüzgar perdeleri oluşturmak, rüzgar hızını %50-60 oranında azaltarak yangın şiddetini düşürebiliyor. Orman tabanındaki kuru ibre, dal ve yaprak gibi ince yanıcı maddelerin denetimli yakma tekniğiyle uzaklaştırılması ise yanıcı madde yükünü %76 oranında azaltıp şiddetli yangın riskini düşürüyor. Elektrik direklerinin altındaki otların temizlenmesi, trafoların çevresine mıcır dökülmesi veya beton atılması kıvılcımların yangına dönüşmesini engelleyebiliyor. Ağaçların alt dallarının budanması ve orman içinde aralama yapılması, yüzey yangınlarının tepeye sıçramasını zorlaştırarak ekosistemin direncini artırıyor.
Yangın emniyet yolları da müdahalede etkili bir araç. Bu yolların genişliği araç geçişine uygun olmalı, kenarları kuru yaprak ve dal gibi yanıcı maddelerden arındırılmalı. Şeritler boyunca yöreye özgü meşe, sandal veya harnup gibi geniş yapraklı türler dikilerek dirençli bölgeler oluşturulabiliyor. Yangın riskinin en yüksek olduğu dönemler, havanın bağıl neminin %10'un altına düştüğü ve rüzgarın şiddetlendiği zamanlar; bu dönemlerde meteorolojik izleme, denetim ve devriyelerin artırılması yangına hızlı müdahaleyi kolaylaştırıyor.
Orman içi veya bitişiğindeki yapıların çevresinde yanıcı maddelerin temizlenmesiyle emniyet şeridi oluşturmak, binaların çatılarında yanıcı malzeme kullanmaktan kaçınmak, bahçe çitleri kenarındaki kuru otları temizlemek ve odunları açık alanlarda istiflemek de alınabilecek önlemler arasında. Eğitim ve yaptırımlar da stratejinin parçası: çiftçilere anız yakmanın zararları, çobanlara ateş kontrolü ve çocuklara ateşle oynamanın tehlikeleri konusunda düzenli hatırlatıcı eğitimler verilmesi, anız yakma, sigara izmariti atma veya piknik ateşi gibi ihmaller için ağır yasal yaptırımlar ve denetimler uygulanması caydırıcı olabilir.
Orman köylerinde kontrollü otlatma da doğal bir yanıcı madde azaltma yöntemi. Özellikle küçükbaş hayvanların ormanlardaki otları ve kısa boylu çalıları yemesi, genç fidanlara ve ağaçlara zarar vermeyecek şekilde planlandığında yanıcı madde yükünü azaltabiliyor. Bu önlemler bütüncül biçimde uygulandığında ormanlar yangına karşı daha dirençli hale gelebilir ve olası afetlerin boyutları küçültülebilir.



