Türkiye 38 yılda 634 bin hektar ormanını yangınlara yitirdi
Tarım ve Orman Bakanlığı verileri 1988–2025 arasında 86 bin 531 yangını ve 634 bin 575 hektarlık kaybı ortaya koyuyor. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa'dan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, söndürme odaklı mücadele yerine yangın öncesi risk yönetimine geçilmesi gerektiğini söylüyor.
24 Ağustos 2026 12:00·4 dk okuma
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye, 1988–2025 arasındaki 38 yılda 86 bin 531 orman yangını yaşadı ve 634 bin 575 hektar orman alanı bu yangınlardan zarar gördü. Kaybedilen alan İstanbul'dan daha büyük, Lüksemburg'un yaklaşık 2,5 katı, Van Gölü'nün 1,7 katı ve Marmara Denizi'nin yarısından fazlası büyüklüğünde; 900 bine yakın futbol sahasına denk geliyor. Türkiye'nin toplam orman varlığı ise 2025 itibarıyla yaklaşık 23,4 milyon hektar seviyesinde bulunuyor. Geçen yıl ülke genelinde 3 bin 224 orman yangını meydana geldi ve 81 bin 473 hektardan fazla alan etkilendi.
Yangınların önemli bölümü insan kaynaklı. Orman Genel Müdürlüğünün 2025 verilerine göre yangınların %42'si ihmal ve dikkatsizlikten, %13'ü kazadan, %4'ü kasıttan, %9'u yıldırımdan kaynaklandı; %32'sinin nedeni ise belirlenemedi. İklim krizinin derinleşmesi, yüksek sıcaklıklar, kuraklık ve insan ihmallerinin birleşimi yangınların sıklığını ve yıkıcılığını büyütüyor.
Söndürme kapasitesi artıyor, yeterli olmuyor
2026 yangın sezonu için 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracından oluşan toplam 161 hava aracı görevlendirildi. Hava filosunun su atma kapasitesi 462 tona çıkarıldı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, müdahale kapasitesinin artırılmasını olumlu bulmakla birlikte, yangınla mücadelenin yalnızca uçak ve helikopter sayısına indirgenmesine şiddetle karşı çıkıyor. Tolunay, asıl dönüşümün yangın çıktıktan sonraki kriz yönetiminden yangın öncesindeki risk yönetimine geçmek olduğunu vurguluyor:
"Yangın çıktığı anda en kısa sürede gidelim, mümkün olan en fazla araç, gerekse uçakla yangını bir an önce söndürelim yaklaşımı belki 30 yıl önceki bir yaklaşım. Günümüzde artık kriz değil, risk yönetimi kavramı var."
"Sıfır yangın" hedefi gerçekçi değil
Tolunay, "sıfır yangın" hedefinin gerçekçi olmadığının altını çiziyor. Ege ve Akdeniz coğrafyasında yangının doğal süreçlerin bir parçası olduğunu, asıl hedefin yangınların sayısını ve etkisini mümkün olduğunca azaltmak olması gerektiğini söylüyor. Kamuoyunda tartışılan "Kızılçamlar kolay yanıyor, sökülüp yerine başka türler dikilsin" anlayışını ekolojik açıdan büyük bir hata olarak nitelendiren Tolunay, Kızılçam ve maki örtüsünün Akdeniz iklimiyle evrimleştiğini hatırlatıyor. Bu bitki örtüsü yangına uyum sağlamış bir yapıya sahip; yangından bir hafta ila 10 gün sonra kökleri zarar görmediği için maki bitki örtüsündeki çalılar ve ağaççıklar sürgün vermeye başlıyor. Tolunay, "Evet kolay yanarlar. Ama yangın sonrasında da çok kolay şekilde orada tekrardan orman kurmaya başlarlar" diyor.
Karadeniz'e özgü nemli iklim ağaçlarının Ege ve Akdeniz'e dikilmesi durumunda ilk kurak sezonda tamamen yok olacağını söyleyen Tolunay, yangın sonrası restorasyon çalışmalarında doğal ekosistemin esas alınması gerektiğini vurguluyor:
"Mutlaka doğayı temel almak gerekiyor. Doğadan kopya çekmek gerekiyor. Karadeniz'de yangın çıkmaması ve oradaki ağaç türlerinin yanmaması tamamen iklimle ilişkili. Onları alıp Ege-Akdeniz'de diktiğiniz zaman ertesi yıl hiçbir fidan kalmaz. Dolayısıyla doğayı taklit edip maceraya girmeden o ormanların restorasyonunu yapmamız lazım."
Yanıcı madde yönetimi ve keçi otlatma
Yangının büyümesini sağlayan unsurlardan biri yanıcı madde. Tolunay, kuru otlar ve ağaçlardan dökülmüş yaprakların ufacık bir kıvılcımla tutuştuğunu ve rüzgar varken çok hızlı ilerlediğini belirterek, "Uçak, helikopter, arazöz, itfaiye neyse gelene kadar yangın metrelerce yayılmış oluyor" diyor. Bu nedenle ormanlarda kıvılcım kaynaklarını azaltmanın yanı sıra yanıcı madde yönetiminin de planlanması gerekiyor.
Son dönemde tartışılan keçi otlatma uygulaması her orman için geçerli bir formül değil. Genç ormanlarda keçiler fidanlara ciddi zarar verebilir; buna karşılık ağaçların yeterince geliştiği bazı alanlarda ot ve çalıları tüketerek yanıcı madde miktarını azaltmaya katkı sağlayabilir. Tolunay'a göre keçi otlatma, ot biçme veya kontrollü yakma gibi yöntemlerin tamamı daha geniş bir yanıcı madde yönetimi yaklaşımının parçası olarak alanın özelliklerine göre değerlendirilmeli.
Yangın sonrası: envanter önce, fidan sonra
Tolunay, yangın sonrası çalışmaların bölgenin ve yangının özelliklerine göre belirlenmesi gerektiğini söylüyor. Yangından hemen sonra bir envanter çıkarılması, hangi türlerin yandığının, ormanın yaşının ve yangının şiddetinin kayıt altına alınması gerekiyor. Fidan dikimi her durumda ilk seçenek olmamalı; B planı veya C planı olarak değerştirilmeli. İlk etapta oradaki ağaçların üzerinde yeterince tohum varsa ondan, yoksa çevredeki ağaçlardan toplanan tohumlarla başlanmalı.
Vatandaşların iyi niyetle başlattığı kontrolsüz fidan dikimlerine de karşı çıkan Tolunay, bahçe ağaçlarının ormanda yaşamayacağını ve hastalık taşıyabileceğini uyarıyor:
"Bahçemizdeki elma ağacıdır, armut ağacıdır, başka ağaçlardır; onları oraya götürdüğünüz zaman doğada zaten bunlar yaşamayacaklar. Aynı zamanda da onlarla birlikte çeşitli hastalıklar ormana taşınabilir."
Geleceğin iklimini hesaba katmak
Bugün dikilen bir fidan en az 50–60 yıl, bazı türler 150–200 yıl hayatta kalacak. Tolunay, ormancılık uygulamalarında gelecekteki iklim koşullarının da hesaba katılması gerektiğini söylüyor:
"Bırakın 200 yılı, 50 yıl sonra Türkiye 3-4 derece daha sıcak olabilir. Yağışlar %20 kadar azalabilir. O koşullarda oraya diktiğiniz bitki nasıl hayatta kalacak? Bütün bunları planlamak gerekiyor."
Science Advances'ta yayımlanan atıf çalışması, 10 yaş altı 583 milyon çocuğun insan kaynaklı ısınma nedeniyle her yıl en az 20 ek ısı stresi günü yaşadığını ortaya koydu. Çocuklar, nemli ısı stresine tüm yaş grupları arasında en fazla maruz kalan kuşağı oluşturuyor.
Japonya'da meteorologlar, bilim insanları ve J.LEAGUE futbolcuları, güncellenen 2050 Hava Durumu Tahmini videosuyla iklim eylemi çağrısı yapıyor. Mevcut politikalar sürerse kokushobi olarak adlandırılan 40°C ve üzeri günler 157 lokasyonda kaydedilebilir. 2014'teki bazı senaryolar ise yıllar önce gerçekleşti.
16 şehirde fare sayılarının yükselen sıcaklıklarla bağlantılı olarak arttığı görüldü. Zehir yerine doğum kontrolü ve katı belediyecilik tartışılırken, Kanada'nın Alberta eyaleti 1950'lerden bu yana sürdürdüğü toplumsal seferberlikle fareleri neredeyse yok etti.