Nepal-Tibet sınırında bir buzulun alt bölümünden kopan büyük kütle, yüzlerce metre aşağıdaki vadi tabanına çarptı. Çökme buzla sınırlı kalmadı; kaya, moren ve tortul malzemesini de sürükleyerek aşağı havzada yıkıcı bir moloz akışı ve ani taşkın dalgası doğurdu. Reuters'ın uydu görüntüsü değerlendirmelerine göre, afetin başlangıcında bu sürecin etkili olmuş olabileceği değerlendiriliyor. Olay, yerel sismometrelerde 5.2 büyüklüğünde sismik sinyal olarak kaydedildi. USGS verilerine göre bu kayıt tektonik kökenli bir depremi değil, buzul ve kaya kütlesinin ani çöküşüyle açığa çıkan enerjiyi yansıtıyor. Kaynağın tektonik değil jeomorfolojik olması, olayın niteliğinin doğru yorumlanması açısından kritik bir ayrım oluşturuyor.
Sel dalgasının hızı, yıkıcılığın boyutunu ortaya koyuyor. Planetary Science Institute'tan kıdemli bilim insanı Jeffrey Kargel, dalganın ilk 22 kilometrelik mesafeyi ortalama yaklaşık 193 km/saat hızla katettiğini belirtti. Bu hız, bu mesafenin yaklaşık 6 dakika 50 saniye içinde aşılmış olabileceğine işaret ediyor. Yüksek dağ vadilerinde gelişen buzul kökenli ani taşkınların kısa sürede geniş alanlarda yıkıcı sonuçlar doğurabilmesinin nedeni de bu devasa hızda gizli.
Doğrudan tetikleyici buzul çöküşü ve buna eşlik eden kaya-moloz akışı olarak kesinleşti. İklim değişikliğinin bu tetikleyicideki payı ise henüz araştırılıyor: Reuters ve BBC'ye göre bilim insanları, insan kaynaklı iklim değişikliğinin çöküşü tetiklemede muhtemelen önemli bir faktör olduğunu söyledi. Arka plan düzeyindeki etkisi ise bilimsel kanıtla güçlü ve tartışmasız: eriyen buzullar, dengesizleşen dağ yamaçları ve artan glasiyal çöküş riski.
Birleşmiş Milletler'in 2023 verileri, Nepal'in karla kaplı dağlarının küresel ısınma nedeniyle son 30 yılda buzullarının yaklaşık üçte birini kaybettiğini ortaya koyuyor. Hindistan ve Çin gibi iki büyük karbon emisyoncusu arasında sıkışan Nepal'deki buzullar, son 10 yılda bir öncekine göre %65 daha hızlı eridi. Dünya ısındıkça Nepal iklim felaketlerinin merkez üssü haline geliyor; Himalayalar'daki devasa buz kütleleri eriyor ve dağ yamaçları giderek daha az sağlam, daha akışkan ve duraysız hale geliyor.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İklimBU) ve Fizik Bölümü'nden Prof. Dr. Murat TÜRKEŞ, yüksek dağlık alanlardaki ani sellerin her zaman yalnızca şiddetli yağışlarla açıklanamayacağını vurguluyor. Kalıcı kar ve buzulların hızlı erimesi, buzul kütlelerinin dengelerini yitirmesi, kaya düşmeleri, heyelanlar ve çığlar bir araya gelerek çok aşamalı tehlike zincirleri oluşturabiliyor. TÜRKEŞ, erken uyarı sistemlerinin ve risk azaltma stratejilerinin yalnızca meteorolojik değişkenleri değil, kriyosferik ve jeomorfolojik süreçleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.
Orta ve özellikle kötümser iklim değişikliği senaryolarına dayalı projeksiyonlar, yüzyılın sonlarında orta ve subtropikal kuşak Alpin dağ vadi buzullarının çoğunun eriyip kaybolacağını, ani sel ve taşkınların artacağını gösteriyor. 5000 m ve üzerindeki buzulların bazıları kuzey bakılarda ya da özel hidroklimatolojik-kar koşulları altında küçülüp kısalarak varlıklarını gösterebilecek. Can kaybının büyüklüğünü artıran faktör ise vadilerin yoğun yerleşim, ulaşım ve turizm güzergahı olması. Bu yapısal zemin, yüksek dağ ortamlarında iklim değişikliğiyle birlikte giderek karmaşıklaşan risk zincirlerinin yıkıcı sonuçlarını daha da ağırlaştırıyor.





